Görsel düzen, simetri ve estetik uyum, sadece göze hitap eden unsurlar değil; zihnimizi dinlendiren, duygusal dengemizi destekleyen derin birer ihtiyaçtır. Psikolojik açıdan estetik deneyim; içsel karmaşamızı organize etmemize, belirsizliği kontrol altına almamıza ve zihinsel yükümüzü azaltarak güvenli alanlar yaratmamıza yardımcı olur. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var: Fazla kusursuz, steril ve aşırı düzenli ortamlar huzur vermek yerine tekinsiz bir gerilim yaratabilir; çünkü bazen aşırı kontrol çabası, içsel kaygıları bastırma arayışından doğar. Sonuçta insan zihni sadece katı bir simetriyle değil, esneklikle ve küçük dağınıklıklarla nefes alır. Bu yüzden bizi gerçekten rahatlatan şey mükemmel görünen yapılar değil; içinde kendimiz olabildiğimiz, nefes alan estetiklerdir.
Kaygı; psikanalitik kurama göre kaçınılması gereken bir duygu değil, anlaşılması gereken bir sinyaldir. Kaygıdan kaçınma kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede kaygıyı sürdürebilir. Buna karşılık; kaygının kabul edilmesi ve duyguların işlenmesi, bireyin kendini düzenleme kapasitesini güçlendirerek daha sağlıklı bir psikolojik denge kurulmasına katkı sağlar.
Freud’un histeri çalışmaları, bastırılmış ruhsal içeriklerin bedensel semptomlara dönüşebileceğini gösterirken; Paris Psikosomatik Okulu bu süreci düşünsel temsil kapasitesinin sınırlılığı üzerinden geliştirmiştir.
Emily Bronte’nin yazdığı Uğultulu Tepeler kitabı, yakın zamanda film adaptasyonuyla gündeme geldi. Kitapta ve filmde ana karakterler Heathcliff ve Cathy’nin kıskançlık ve intikamlarla dolu aşk hikayesini Freud’un psikanalitik teorisiyle, savunma mekanizmaları, id, ego ve süperego kavramlarıyla açıklayabiliriz.
Donakalma, stresli ve tehdit algısı yaratan durumlarda ortaya çıkan son derece insani bir tepkidir; irade eksikliği değil, ego’nun kendini koruma mekanizmasıdır. Freud ve kuramcılar, bu durumu bastırma, ego felci ve geçmişte çözümlenememiş deneyimlerin bugüne taşınmasıyla açıklar.
Freud’un Psikanalitik ekolü yıllar sonra bile kültürel birçok dinamiğin eleştirisini oluşturuyor. Bugün sadece insanı değil dini, politik, sosyalojik ve antropolojik açıdan birçok alanda dönüşerek bugüne gelmiş bir ekol.Peki bu kapsamlı ekolün kurucusu Freud, söz konusu aşk olunca ne diyor?
Freud’un rüya teorisi neden ve nasıl rüya gördüğümüz üzerine oluşur. Geçmiş yüzyıldan bu yana oldukça itibarsızlaşmış da olsa, bazı doğru kısımları olduğunu gösteren deneyler mevcuttur.
Psyche ve Eros’un hikayesi belki de mitolojinin en romantik hikayelerinden biridir. Resimlerdeki tasvirlerinde Psyche’nin yüzündeki teslim oluşu ve kendini aşkın kollarına bırakmanın verdiği mutluluğu görmeniz mümkündür. Gelin sizlerle aşkın, ruhun ve cinselliğin doğasına bir de onların hikayesi üzerinden bakalım.