Neden Tepki Veremeyiz?
Birçoğumuz, bizim için son derece stresli bir anda donup kaldığımız bir durumu anımsarız. Haksız bir eleştiriye maruz kaldığımızda ya da otoriter bir ses tonuyla karşılaştığımızda, içimizden itiraz etmek geçse bile bir süre konuşamaz, tepki veremez hâle geliriz. Bu donakalma tepkisi, sanıldığının aksine bir irade eksikliği değil; son derece insani ve yaygın bir deneyimdir.
Psikanalitik kuram, donakalmayı bir zayıflık olarak değil, tehdit algısı karşısında otomatik olarak devreye giren ilkel bir savunma mekanizması olarak ele alır.
Savaş, Kaç ve Donakalma: Stres Tepkilerinin Psikanalitik Yorumu
Klasik stres tepkileri üçlü bir yapı içinde tanımlanır: savaş, kaç ve donakalma. Donakalma tepkisi, özellikle karşılık vermenin ya da ortamdan uzaklaşmanın mümkün olmadığı durumlarda ortaya çıkar.
Freud, Inhibitions, Symptoms and Anxiety (1926) adlı eserinde, ego’nun yoğun kaygı karşısında bazı işlevlerini geçici olarak askıya aldığını ve bunun inhibisyon şeklinde deneyimlendiğini ifade eder. Bu durumlarda ego, düşünme ve eyleme geçme kapasitesini bilinçli olarak değil, zorunlu bir savunma olarak durdurur.
Ferenczi (1933) ise donakalmayı bir teslimiyet hâli olarak değil, ilişkiyi kaybetmemek adına geliştirilen zorunlu bir uyum stratejisi olarak değerlendirir.
“Söylemek İstedim Ama Diyemedim ”: Bastırma ve Ego Felci
Kişinin “aslında söylemek istedim ama diyemedim” diye tanımladığı anlar, psikanalitik açıdan bastırma ve ego felci ile ilişkilidir.
Freud, The Unconscious (1915) adlı çalışmasında, bazı dürtü ve duyguların bilinçdışı düzeyde “tehlikeli ” olarak kodlandığını ve bilince çıkmalarının yoğun kaygı yaratacağını belirtir. Ego, bu tehditle baş edebilmek için bastırma mekanizmasını devreye sokar ve düşünce ile duyguların bilince ulaşmasını engeller.
Anna Freud ise The Ego and the Mechanisms of Defence (1936) adlı eserinde, ego üzerindeki savunma yükü aşırı arttığında ego’nun esnekliğini kaybedebileceğini; bunun da sessizlik, donukluk ve eylemsizlik şeklinde deneyimlenebileceğini vurgular.
Tekrar Zorlantısı ve Aktarım: Geçmiş Bugünde Nasıl Canlanır?
Freud, Beyond the Pleasure Principle (1920) adlı eserinde, bireyin geçmişte çözümlenememiş yaşantılarını tekrar zorlantısı aracılığıyla yeniden deneyimlediğini ifade eder. Bu süreç bilinçli değildir ve çoğu zaman aynı çaresizlik duygusunu yeniden üretir.
The Dynamics of Transference’ta (1912) Freud, bu tekrarın kişilerarası ilişkilerde aktarım yoluyla ortaya çıktığını belirtir. Kişi, geçmişte tepki veremediği figürlere yönelik duygularını bugünkü ilişkilerdeki kişilere yöneltir. Böylece güncel bir durumda yaşanan donakalma, aslında geçmiş bir ilişki düzeninin bugünde yeniden sahnelenmesi hâline gelir.
Nesne İlişkileri Perspektifi: Düşünülemeyen Duygular
Nesne ilişkileri kuramcılarından Winnicott, The Maturational Processes and the Facilitating Environment (1965) adlı eserinde, çevrenin yeterince güvenli olmadığı durumlarda çocuğun gerçek kendiliğini geri çektiğini ve çevreye uyum sağlamaya yönelik bir örgütlenme geliştirdiğini ileri sürer. Bu geri çekilme, yetişkinlikte duygusal felç ve pasiflik biçiminde kendini gösterebilir.
Bion ise Learning from Experience (1962) adlı çalışmasında, zihnin işleyemediği yoğun duygusal deneyimleri “beta elementleri” olarak tanımlar. Bu deneyimler sembolize edilemez ve düşünceye dönüştürülemez; bunun sonucunda kişi yoğun duygulanım karşısında düşünemez hâle gelir.
McDougall, Theatres of the Body (1989) adlı eserinde, ifade edilemeyen duyguların ya bedende ya da davranışsal donukluk biçiminde tutulduğunu belirtir. Psikanalitik bakış açısından donakalma, çoğu zaman düşünülemeyen bir duygunun varlığına işaret eder.
Sonuç: Donakalma Ne Anlatır?
Özetle, donakalma anları çoğu zaman yalnızca içinde bulunulan durumla sınırlı değildir. Aksine, geçmişteki ilişkisel deneyimlerin bugünde yeniden canlanması söz konusudur. Bu anlara dikkatle bakmak, sadece neye tepki veremediğimizi değil, hangi ilişkisel deneyimlerin hâlâ bizimle yaşadığını da anlamamıza imkân tanır.
Ek Okumalar
Psikanaliz Çerçevesinden Ölüm Kavramı
Kaynakça
Bion, W. R. (1962). Learning from experience. Heinemann.
Ferenczi, S. (1933). Confusion of tongues between adults and the child: The language of tenderness and of passion. M. Balint (Ed.), Final contributions to the problems and methods of psychoanalysis içinde (ss. 156–167). Karnac Books.
Freud, A. (1936). The ego and the mechanisms of defence. Hogarth Press.
Freud, S. (1912). The dynamics of transference. J. Strachey (Ed. & Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud içinde (Cilt 12, ss. 97–108). Hogarth Press.
Freud, S. (1915). The unconscious. J. Strachey (Ed. & Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud içinde (Cilt 14, ss. 159–215). Hogarth Press.
Freud, S. (1920). Beyond the pleasure principle. J. Strachey (Ed. & Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud içinde (Cilt 18, ss. 7–64). Hogarth Press.
Freud, S. (1926). Inhibitions, symptoms and anxiety. J. Strachey (Ed. & Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud içinde (Cilt 20, ss. 77–175). Hogarth Press.
McDougall, J. (1989). Theatres of the body: A psychoanalytic approach to psychosomatic illness. W. W. Norton & Company.Winnicott, D. W. (1965). The maturational processes and the facilitating environment. Hogarth Press.
*Bu yazı Psikoloji Ağı editörlerinden Bahar Temizer tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlenmiştir.

