Yas Psikolojisi Üzerine

İnsan nefes aldığı süre boyunca birçok kazanım elde etmesinin yanı sıra birçok kaybı da ömrüne sığdırır. Kazanmış olduğumuz kazanımlar karşısında sevinç, heyecan gibi duygular hissederken; verdiğimiz kayıpların ardından üzüntü, suçluluk ya da öfke gibi duygulara kapılabiliyoruz. Kayıplar karşısında verilen bu tepkiler yaşanılan durumun düzeyine, ölümün şekline, kültüre ve kişiye göre farklılık gösterebilir. Sevilen bir kişinin kaybının ardından kişiler yas sürecine girebilir. Kaybın ardından bireyler fiziksel, psikolojik ve bilişsel alanlarda birçok tepki şekli gösterebilir (Bildik, 2013). Gelin, yas kavramını ve psikolojinin yas kavramını nasıl açıkladığını inceleyelim.

Öncelikle yas kavramının sözlük anlamına baktığımızda: “Ölüm veya bir felaketten doğan acı ve bu acıyı belirten davranışlar, matem” şeklinde bir tanımlamayla karşılaşmaktayız. Yas, bir hastalık değildir; bir kayıp sonucu ortaya çıkan tepkiler bütünüdür ve kayıp sonucunda ortaya çıkan tepkiler kişiler arası farklılıklar gösterebilmekle beraber bu doğal bir süreçtir.

Psikoloji alanındaki birçok kişi yas kavramı ve bu süreç hakkındaki görüşlerini bildirmiştir. Yas kavramını ilk olarak Sigmund Freud “Yas ve Melankoli” kitabında açıklamaya çalışmıştır. Freud, ölen kişiyle bağların kopması gerektiğini savunuyordu. Bunun sebebi ise kişinin hayatının geri kalanında başka insanlarla ilişki kurabilmesinin ancak bu şekilde mümkün olabileceğini düşünmesiydi.

W. Worden yas sürecinin, kaybı yaşayan kişinin hayatında anlam yaratacağını öne sürmüştür. Bu süreçte kişilerin bilişsel ve duygusal anlamda yeniden yapılanması için dört aşamadan oluşan adımlardan bahsetmiştir. Bu adımlar:

1)Ölümü kabullenme

2)Ölüm sonrası oluşan acının üstesinden gelme

3)Ölen kişinin olmadığı yaşama uyum sağlama

4)Ölen kişi olan bağın duygusal düzlemde yer değiştirmesi gerekmektedir (Worden, akt: Kara, 2016).

Silvermann ve arkadaşları ise ölen kişiyle ilişkinin ölümle sona ermediğini fakat şeklinin değiştiğini ve bağının devam ettiğini savunmuştur. Bu bağın devam ettirilmesinin kişinin yas sürecine olumlu bir katkı sağladığı görüşü hakimdir (Wright ve Hogan, 2008 akt; Kara, 2016).

Yine Parker’a göre yas süreci her bireyde farklı şekillerde seyredebilir. Bazı psikologların belirttiği üzere yas süreci hiyerarşik bir süreç olarak tanımlanmaktadır ama bunun yerine Parker zaman içerisinde duyguların tamamıyla korunacağını savunmuştur. Kayıpla ilişkili özel günlerde kişilerin duygularını yoğun yaşadığına tanıklık edebiliyoruz. Buna örnek olarak çocuğunu kaybetmiş bir annenin doğum gününü kutlaması verilebilir (Wright ve Hogan, akt; Kara, 2016).

Genel olarak baktığımızda yas kişiye özeldir. Bu sebeple yas sürecinin nasıl başlayacağı, süreceği ve sonlanacağı kişiye göre değişim gösterebilmektedir.

Ölüm, birçok sebebe bağlı olarak gelişeceğinden sonrasında ortaya çıkabilecek tepkiler de çeşitlilik göstermektedir. Fakat yapılan nicel ve nitel araştırmalar ışığında yas sürecinde ve sonrasında ortaya çıkabilecek olan belli başlı bazı ruhsal durumlar tanımlanmaktadır. Yas sürecinde kişide görülen öfke, depresyon ya da çevresine\kendisine karşı zarar verici davranışların farkına varılıp bunlarla baş etmesi için gerekli yöntemler kullanılabilir.

YAŞAM
Yaşam. @sevval-yilmaz tarafından çizilmiştir.

YAS TÜRLERİ NELERDİR?

Yas türlerini genel hatlarıyla 3 gruba ayırmamız mümkündür. Bunlar:

  • Normal Yas: Sevilen birinin kaybının ardından belirli bir süre içinde ortaya çıkan duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkilerin yine belli bir süre içerisinde sonlanıp kişinin normal yaşantısına devam etmesidir. Burada kişi, yas sürecini sağlıklı bir biçimde tamamlayarak gündelik yaşantısına kolayca uyum sağlayabilmektedir.
  • Patolojik Yas: Yaşanan kaybın ardından 6 ay geçmesine rağmen kişinin sosyal hayatındaki işlevselliğinin giderek bozulması şeklinde tanımlanabilir.
  • Travmatik Yas: Sevilen birinin ani ve şiddet içeren bir biçimde hayatını kaybetmesi sonucu kaybı yaşayan bireylerde ortaya çıkan tepki ve belirtiler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Travmatik yas sonucu ortaya bedensel ve ruhsal hastalıklar çıkabilir. Travmatik kayıp yaşayan kişilerde travma sonrası stres bozukluğu da görülebilmektedir (Bildik, 2013).

Bağlanma kuramcısı olan Bowlby, yas sürecini bağlanmayla açıklayarak 4 evreden bahsetmiştir. 1. evreyi genellikle birkaç saatten birkaç haftaya kadar süren ve aşırı şekilde öfke patlamaları ve üzüntüyle sekteye uğrayan hissizlik şeklinde belirtmiştir. 2. evre birkaç ay ya da daha uzun sürerken aynı zamanda kaybedilen kişiye karşı bir özlem ve arama hissi oluşur. 3. evre dağınıklık ve huzursuzluk evresidir. Son olarak 4. evre ise yüksek ya da düşük derecede yeniden organizasyon evresidir (Bowlby, 2014 akt; Çınar, 2017). Daha sonra Parkers (1970) ve Rando’ da (1993) yas sürecini evrelere ayırarak tanımlamıştır.

Yas süreci genellikle profesyonel yardım gerektirmeyen bir durum olmakla beraber yine de kişinin duygularını ifade edebileceği sosyal ağa ihtiyaç duyabilir.

YAS DANIŞMANLIĞI NEDİR?

Bazı kişiler çevrelerinden gördüğü sosyal destekle yas sürecini tamamlayabilirken bazı kişiler de bir uzmandan destek alma ihtiyacını duyabilir. Danışan-terapist ilişkisi ve danışanın önemsenmesi oldukça önemli bir noktadır. Yas danışmanlığında amaç kişinin yas sürecini normal bir şekilde geçirmesini ve sağlıklı biçimde sonlandırıp sosyal ve mesleki yaşantısına uyum sağlamasına yöneliktir. Yas tedavisi genel olarak bireysel terapilerle sürdürülür ve bu süreçte dikkat edilmesi gereken noktalar kısaca aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

*Acının büyüklüğünü göz önünde bulundurarak yas sürecinde olan ve danışan kişinin ilk yılda hayatında değişiklik yapmamasını tavsiye etmek önemlidir. Yas sürecinde alınan kararların tam manasıyla sağlıklı olmayacağı düşünülerek hareket edilmeli ve danışana bu yönde önerilerde bulunulmalıdır.

*Danışana “Ne hissettiğini biliyorum” demekten kaçınılması gereklidir. Bu şekilde söylenmesi danışanı daha çok incitebilir, içinde bulunduğu durumun basite alındığını düşündürebilir.

*Terapistin kendi acılarından bahsetmesi de doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Danışan kendi acılarının anlaşılmasını bekleyen kişidir.

* Danışan tekrar tekrar, defalarca acısından bahsetmek isteyebilir. Bu onun yaşadığı acının yoğunluğundan dolayıdır. Bu durumda danışanı dinlemek gereklidir.

* Danışanın acı çektiğini onaylamak gereklidir. “Çok acı çektiğini görüyorum” gibi cümlelerle onaylanabilir (Hetzendorfer, 2009 akt; Kara, 2016).

Kaynakça

Bildik, T. (2013). Ölüm, kayıp, yas ve patolojik yas. Ege Tıp Dergisi, 52(4):223-229‎

Kara, E. (2016). Yas Süreci ve Dini Danışmanlık. DEUİFD Din Piskolojisi Özel Sayısı, ss. ‎‎251-270.‎

Çınar, M. (2017). Yas Psikolojisi: Yas ve Dindarlık İlişkisi Üzerine Ampirik Bir Araştırma. ‎International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 12/2, ‎ss, 57-74. ‎

Genç, A., Aydın, C. (2015). Uzun Süren Yas Döneminde Bütünleyici Psikolojik Danışma ‎Uygulaması: Bir Olgu Sunumu. International Journal of Social Science, 33, ss, 491-501. ‎

Quinodoz, J. (2017). Freud’u Okumak. A. G. Küey (Ed.). İstanbul: Bağlam Yayıncılık. 

*Bu yazı Psikoloji Ağı editörleri tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

Psikoloji Ağı Tasarım açıldı
Psikoloji Ağı’na ait bardak altlıklarını, kitap ayraçlarını ve çıkartmaları tasarım ürün satış sitemizden edinebilirsiniz.

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir