Anksiyete Bozukluğu: "Bir Teselli Verme"

Öncelikle bu ”sürekli ve aşırı kaygılanma” durumunuzdan etrafınızdakilere bahsettiğinizde alacağınız karşılıklar genelde şu şekildedir:

1- “Ohoo sen daha şimdiden bunlar için mi kaygılanıyorsun? Daha hayatında asıl sorunların başlayacağı zamana gelmedin bile.”

Gerçekten mi? İleride daha büyük sorunlarla karşılaşacağımı düşünmek şu anda içinde bulunduğum kaygı halinden bir anda çıkmamı sağladı. Bana bunu hatırlattığın için teşekkür ederim(!)

2- “Ya takma kafana sonunda ölüm yok ya. Sürekli bir şeyler için endişelenerek hayat mı geçer canım?”

Bir dakika, tabi ya bu benim aklıma nasıl gelmedi acaba? Şimdi sen böyle dedin ya bir daha hiç bir şeyi kafama takmam artık.

3- “Haberlerde görmüyor musun hiç insanlar aç, susuz, evsiz, savaşın ortasında yaşam mücadelesi veriyor, senin ise tüm ihtiyaçların karşılanıyor bunun için mutlu olman gerekirken daha ne için bu kadar endişeleniyorsun?”

Bana dünyada daha büyük problemlere sahip insanların olduğunu hatırlatman iyi oldu.

4- “Kaygılandığın şey her neyse onu düşünmeyi bırak, başka şeylerle oyalan.”

O öyle olmuyor işte. Ben de bırak diyorum kendi kendime. Ama bazen öyle oluyor ki neye neden kaygılandığımı, neyi düşünmemem gerektiğini bile bilmiyorum.

Nedensiz kaygılarınıza çevreniz tarafından verilen tavsiyeler genelde bunlar ve türevleri şeklindedir. Aslında bu cümleleri duyduğunuzda her ne kadar anlaşılmadığınızı düşünüp karşı tarafa sinirlenseniz de onların bunları sizi iyi hissettirmek için söylediğini bilirsiniz. Çünkü insan karşısına bir problem geldiği zaman; onu görmezden gelip boş vererek, ya da bu problemi küçümseyerek onunla baş ettiğini sanır. Doğruyu bu zanneden kişilerden duyacağınız cümleler de genelde bu şekilde olur.

Sadece kaygı problemi olan insanlara değil, herhangi bir problemi olan kişiye bu tepkiler verildiğinde kişi önce sorununun küçük olduğunu düşünüp onu önemsizleştirmeye çalışır sonra kendinin ve problemlerinin değersiz olduğu kanısına varabilir. Oysa doğru olan bu değildir. Her insan biricik ve önemli olduğu kadar onları rahatsız eden problemler de çok önemlidir. Böyle zamanlarda karşı tarafın istediği tek şey anlaşılmaktır. O yüzden; teselli vermeyi bırakın.


DSM-5’e göre yaygın anksiyete bozukluğu tanı kriterleri şunlardır;

A- En az altı aylık bir sürenin çoğu gününde bir takım olaylar ya da etkinliklerle (işte ya da okulda başarı gösterebilme gibi) ilgili olarak, aşırı bir kaygı ve kuruntu (kaygılı beklenti) vardır.
B- Kişi, kuruntularını denetim altına almakta güçlük çeker.
C- Bu kaygı ve kuruntuya aşağıdaki altı belirtiden üçü (ya da daha çoğu) eşlik eder. (en azından kimi belirtiler son altı ayın çoğu gününde bulunmuştur) :
1- Dinginleşememe (huzursuzluk) ya da gergin ya da sürekli diken üzerinde olma.
2- Kolay yorulma.
3- Odaklanmada güçlük çekme ya da zihin boşalması.
4- Kolay kızma.
5- Kas gerginliği.
6- Uyku bozukluğu (uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük çekme ya da dinlendirmeyen, doyurucu olmayan bir uyku uyuma).
D- Kaygı, kuruntu ya da bedensel belirtiler, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur.
E- Bu bozukluk, bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir madde bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun (örn. hipertiroidi) fizyoloji ile ilgili etkilerine bağlanamaz.
F- Bu bozukluk başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz.


Kaynakça: Amerikan Psikiyatri Birliği (2013) Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı(DSM 5) (Çev. ed: E. Köroğlu) Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2014

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir