Kaygı, insan psikolojisinin temel duygulanımlarından biridir ve çoğu zaman tehdit algısıyla ilişkilendirilir. Günlük yaşamda bireyler kaygıyı azaltmak için kaçınma, bastırma ya da dikkat dağıtma gibi stratejilere başvurur. Ancak psikoloji literatürü, kaygıdan kaçınmanın uzun vadede bu duyguyu güçlendirebileceğini belirtir. Buna karşılık kaygıyı kabul etmenin yatıştırıcı bir etkisi olabileceği öne sürülür.
Kaygı ve Savunma Mekanizmaları
Sigmund Freud’a göre kaygı, egonun içsel ya da dışsal tehditlere karşı verdiği bir sinyaldir (Freud, 1926/2014). Ego, bu kaygıyı yönetmek için savunma mekanizmalarını devreye sokar. Bastırma, inkâr ve yansıtma gibi mekanizmalar kısa vadede rahatlama sağlasa da bastırılan içerik bilinçdışında etkinliğini sürdürür. Bu da kaygının dolaylı biçimlerde geri dönmesine neden olur.
Bu bağlamda kaygıdan kaçınmak, aslında onun sürekliliğini sağlayan bir döngü yaratır.
Duyguların İşlenmesi ve Kucaklayıcı Çevre
Psikanalitik düşüncenin önemli isimlerden biri Wilfred Bion, duyguların düşünülebilir hâle getirilmesinin ruhsal gelişim için önemini vurgulamaktadır (Bion, 1962). Bion’a göre işlenmemiş duygular (beta öğeleri), zihinde sindirilemez ve kaygıyı artırır. Ancak bu duygular kabul edilip anlamlandırıldığında (alfa fonksiyonu), birey onları düzenleyebilir.
Bu perspektiften bakıldığında; kaygıyı bastırmak yerine ona alan açmak, duygunun dönüştürülmesini mümkün kılar.
Benzer şekilde, Donald Winnicott da bireyin zorlayıcı duyguları deneyimleyebileceği kucaklayıcı bir çevrenin önemini belirtir (Winnicott, 1965). Bu nitelikte bir çevrenin yeterince sağlanamadığı durumlarda bireyler; duygularını düzenlemekte zorlanabilir ve kaygıyı daha yoğun, dağınık/tehdit edici bir biçimde tecrübe edebilir.
Başa çıkması zor duyguları deneyimleyebilmenin kolaylaştırıldığı bir çevrede olan bireylerse zaman içerisinde kazanılan kapsayıcı güven duygusunu içselleştirir ve kendi kendini yatıştırabilme kapasitesi sahip olur. Bu süreç, duyguların daha sağlıklı bir şekilde düzenlenmesine katkı sağlar.
Kaçınma Yerine Yüzleşme
Kaçınma davranışı kısa vadede rahatlatıcı olsa da uzun periyotlarda kaygının pekiştirilmesine sebep olabilir. Psikanalitik çerçeveden değerlendirildiğinde bu süreç, bastırılan içeriğin bilinçdışında etkinliğini sürdürmesiyle açıklanır. Bu noktada kaygı; ortadan kaldırılması gereken bir düşman değil, anlaşılması gereken bir sinyal olarak değerlendirilmelidir.
Kaygıyı kabullenmek, gizli kalmış çatışmaları fark etmeyi mümkün kılar ve bu farkındalık da kişilerin içsel dünyalarıyla bütüncül bir ilişki kurmasına katkıda bulunmaktadır. Bununla birlikte bireylerin duygusal düzenleme kapasitesini arttırıp kendilik algısının güçlenmesine yardımcı olur.
Dolayısıyla, kaygıyla baş etme konusunda en adaptif yollardan biri; onunla savaşmak değil, kökenini ve işlevini anlamlandırmaya yönelik bir tutum sergilemektir.
Ek Okumalar
Kaynakça
Bion, W. R. (1962). Learning from experience. Heinemann.
Freud, S. (1926/2014). Inhibitions, symptoms and anxiety. J. Strachey (Trans.). Karnac.
Winnicott, D. W. (1965). The maturational processes and the facilitating environment. Hogarth Press.
*Bu yazı Psikoloji Ağı editörlerinden Büşra Arslan tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlenmiştir.

