We Need to Write About Kevin

-Bu yazı film hakkında spoiler içerir.-


            Lynne Ramsay’in yönettiği ve başrollerini Tilda Swinton ve Ezra Miller’ın paylaştığı We Need to Talk About Kevin filmi anne ve çocuk nesne ilişkisini ve psikanalitik açıdan gelişimi bir olgu olarak takip etmemize imkân sağlayan ve üzerinde bolca çıkarımlar yapabileceğimiz bir yapım olarak karşımıza çıkıyor.

          Film, başrol Eva’nın İspanya’daki La Tomatina festivalindeki bir sahnesiyle başlar. Gördüğümüz Eva hayat dolu ve mutludur. Filmin ilerleyen aşamalarında Eva hamile kalır ve bebeği doğurmaya karar verir. Hamilelik ve doğum sahnelerinde Eva’nın “anneliğe” olan isteksizliği açıkça bellidir, doğumdan sonra da bebek Kevin’ı kucağına almak istemez. Bebek Kevin’ı sürekli ağlarken gördüğümüz parçalarda Eva’nın tutumu değişkendir; bazen bebekle ilgilenir, bazense bebeğin ağlamalarına son derece duyarsızdır. Hatta bebeğin ağlamalarını duymamak için olabilecek en gürültülü yer olan inşaatların yanına bile yaklaşır, bebeğini duyamamak onu açık bir şekilde rahatlatır. Eva, bebek Kevin’ın babasının kucağında hiç ağlamamasına da tepkilidir. Kevin büyürken hiç konuşmaz ve bu durum Eva’yı şüphelendirir. Oysaki Eva’nın “bebekken hep ağlardı, onda bir sorun olmuş olabilir” diye nitelendirdiği Kevin’ın hiçbir problemi yoktur. Baba çocuğuna daha iyi bir çevre sağlamak adına banliyöye taşınmayı istediğinde, Eva şiddetle karşı çıksa da durum değişmez. Kevin, Eva’yı çok sevdiği şehir hayatından da mahrum bırakmıştır artık. Kevin büyüdükçe Eva için yarattığı problemleri artar; tuvalet eğitimini almaz, annesinin komutlarını dinlemez, Eva’nın her yeri anılarla bezeli odasının her yerine boyalar döker ve dağıtır. Eva tam bu zamanlarda tekrar hamile kalır. Yeni doğan çocuğuna karşı tavırları farklıdır, doğumdan hemen sonra Kevin’ın aksine bu bebek kucağındadır. Kevin ve Eva, film boyunca sadece Kevin bütün hırçınlığını kenara bırakabilecek kadar hasta yani Eva’ya muhtaç olduğunda yakınlaşırlar. Eva oğluna bir okçu hakkında hikâye okur ve Kevin bu hikâyeyi annesinin kucağında dinler. O sahnede Kevin normalde hep nazik davrandığı babayı yanlarından kovar ve annesiyle hiç olmadığı kadar yakınlaşır. Ertesi sabah Kevin eski tavırlarına geri döndüğünde ise anne tekrar hayal kırıklığına uğrar ve Kevin’dan bir kez daha vazgeçer. Bu sahneden sonra Kevin’ın okçuluğa başladığını görür ve Kevin’ın çocukluğuna veda ederiz. Bir sonraki sahnelerde Kevin artık ergenliğe girmiştir. Ergenlik yıllarında Kevin daha manipülatif, duygusal olarak mesafeli ve yıkıcıdır. Kız kardeşini sürekli aşağılar ve onunla şiddete meyilli oyunlar onlar. Eva küçük kızına karşı son derece şefkatlidir ve onu Kevin’dan korumaya çalışır. Yine de Eva’nın çabaları işe yaramaz, her ne kadar filmde gösterilmese de küçük kız sebebi Kevin olan bir olaydan dolayı bir gözünü kaybeder. Kevin ise hiçbir şekilde vicdan azabı ya da suçluluk emaresi göstermez. Film, bir gün Kevin’ın sahip olduğu yay ve oklarla kardeşini, babasını, dokuz öğrenciyi ve iki öğretmeni öldürmesiyle sona erer.

       Nesne ilişkileri kuramı, Kevin’ın annesiyle sahip olduğu yıkıcı ilişkiye ve bu ilişkinin Kevin’ın benlik sürecinde nasıl bir yıkıma yol açtığını anlamamıza ışık tutabilir. Nesne ilişkileri kuramı, “nesnelerin içselleştirilmiş temsillerinin ve kendilik-nesne ilişkilerinde dair fantezilerin psişik yapının gelişiminde belirleyici etkenler olduğunu öne süren bir psikolojik yapı ve gelişim kuramıdır” (Gabbard, Litowitz & Williams, 2012). Melanie Klein’a göre doğumla birlikte nesne ilişkileri başlar, nesnesiz bir dönemimiz yoktur. Nesne, hayatın başından itibaren oradadır, bütün psikolojik süreçlerimizi etkiler. Aynı zamanda ruhsallığın tek yürütücü gücü olan yaşam ve ölüm dürtüleri de dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren devrededir. Bebek kendi iç dünyasındaki ölüm içgüdüsüyle, yıkıcılıkla baş etmek için saldırganlığının bir bölümünü dış dünyadaki anneye yansıtır. (Klein, 1957). Anne, anaklitik nesne yani bebeğin hayatta kalmak için tamamen bağımlı olduğu kişidir. Doğduktan sonra erken bireyselleşmeye zorlanılan bebek bu nesne mahrumiyetini, benlik gelişiminin tamamlanmaması sebebiyle sadece zalimlik ve bir sadistik atak olarak görür. Film bendinde düşünecek olursak, Eva’nın Kevin’ı doğurmaktaki isteksizliği, bebek Kevin’ın ağlarken en temel ihtiyacı olan şefkatten mahrum bırakılması onun annesine karşı büyük bir haset yani “nesneye karşı saldırganlık, nesneyi onun için değerli olandan mahrum bırakma ve ona acı çektirme arzusu” geliştirmesinin sebebi olabilir (Gabbard vd., 2012).

      Filmde Kevin’ın çocukluğuna dair kesitlerde, tuvalet eğitimi konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığını görürüz. Bu sahnelerde tuvalet eğitimi için “normal” görülen yaşlardan çok daha büyük olan Kevin adeta annesine ceza vermeye çalışır gibi dışkısını bezine bırakır. Analitik kuramda, anal evrede dışkı bölgeyi uyarmakla kalmaz; aynı zamanda o dönemde anne ve çocuk arasındaki duygusal alışverişin de nesnesidir. Kevin’ın ısrarla tuvalet eğitimini tamamlamaması ve dışkısını bezine bırakması annesine karşı bir meydan okuma ve hakimiyet sağlama isteğinin bir izdüşümüdür. Aynı zamanda nesne, yani Eva dışkı ile özdeşleştirilerek şiddetle Kevin tarafından içsellikten dışarı atılır.

       Ayrıca her ne kadar filmde Kevin’ın oral dönemine bir atıfta bulunulmasa da Eva’nın doğumla başlayan ve anal evreyle devam eden “donuk anneliği”, oral dönem hakkında da birkaç varsayımda bulunmamıza izin verebilir. Kevin’ın patoloji öyküsü dikkate alındığında, oral dönemde Eva’nın istediğinde meme veren, istediğindeyse bebeği mahrum bırakan bir anne olduğu varsayılabilir. Böyle mutlak bir hakimiyete ve iktidara sahip olan bir anne nesnesine bebek tarafından erken dönemde bir haset beslenmiş olması oldukça olasıdır. Mutlak hakimiyete sahip olan anne, ödipal evrede babanın yerine kastratör konumuna yerleşir ve çocuğun muhtaciyetinin altını çok çizerse, latans yani üst benliğin oluşma evresi söz konusu olamaz. Bir üst benlik oluşumunu tamamlayamayan çocuk, ergenliğinde de fren mekanizmasına sahip olamadığından taşkınlık, provokasyona ve hatta suça meyilli olabilir.

       Filmin sonunda gördüğümüz katliam, adeta tamamen Kevin’ın Eva’yı cezalandırmak adına yaptığı bir gösteridir. Cinayet silahının annesiyle tek yakınlık kurduğu anın somut nesnesi olan ok ve yay olması bu çıkarımı destekler niteliktedir. Kevin ve Eva’nın olmayan ilişkisinin somut nesnesi olan oklar Kevin’ın annesine hazırladığı büyük cezanın nesnesidir. Olmayan ilişkilerinin somut nesnesi, Eva’nın değer verdiği her şeyi elinden alır: kızını, eşini, saygınlığını ve son olarak da mutluluğunu.

Kaynakça
Gabbard, G., Litowitz, B., Williams, P. (2012). Psikanaliz Temel Kitabı. İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları.
Klein, M. (1957). Haset ve Şükran. İstanbul: Metis.

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir