Kadınlara Yönelik Cinsel Nesneleştirme

Fredrickson ve Roberts’in (1997) kadınların yaşam deneyimlerine ve zihinsel sağlık risklerine de odaklanarak Nesneleştirme Teorisini ele aldıkları makale de Nesneleştirme kavramının ne olduğu ve kavramın etkileri açıklanmış.
Cinsiyetçilik, cinsiyet rolleri, cinsiyet eşitliği gibi ilgili tüm başlıklarda açık ya da kapalı olarak yer bulan nesneleştirme kavramının anlaşılmasının oldukça önemli olduğunu belirterek bu yazıda lisans derslerimden birisi olan Psychology of Gender için hazırladığım ilgili makalenin kısa özetini ekliyorum.

Nesneleştirme Teorisi: Kadınların yaşadığı deneyimleri ve akıl sağlığı risklerini anlamaya doğru

Nesneleştirme teorisi, kadın bedenini cinsel olarak nesneleştiren bir kültürde kadın olmanın doğurduğu sonuçları kendi perspektifinde inceler. Beden, cinsiyetler arasındaki ayrımın temelini oluşturur ve davranış üzerindeki etkileri açısından hep araştırma konusu olmuştur. Bu teori kadınların cinsel bedenleşmeyle ilgili yaşam deneyimlerini ve akıl sağlığı risklerini incelemek amacıyla kadın bedenlerini sosyokültürel bir çerçeveye yerleştirmektedir.
Tüm kadınlar etnik köken, sınıf gibi birçok farklılıktan dolayı cinsel nesneleştirmeyi aynı şekilde tecrübe etmese de makale bu nesneleştirmenin ortak bir psikolojik yanı olduğunu belirtir ve istihdam ayrımcılığı, cinsel şiddet, kadınların başarılarının önemsizleştirilmesi gibi birçok toplumsal baskıyı etkileyen ve belki de mümkün kılan bir faktör olduğunu vurgular.
Cinsel nesneleştirme, kadınları özellikle de başkalarının hazzı için var olan bedenler olarak görmektir. İnsanların beden şekillerini vurgulayan görsel medya, kadın bedenlerinin erkeklerden daha sık cinsel nesnelleştirme amacıyla kullanıldığına dair kanıt sağlar. Evrim teorisyenleri, kadınların fiziksel çekiciliğinin değerlendirilmesinin üreme ile ilişkili olduğunu iddia ederken, bazı görüşler kadınları nesneleştirmenin ataerkilliğin sürdürülmesini ifade ettiğini söyler. Nesneleştirme teorisi ise hangi sebeple olursa olsun, değerlendirmenin nesneleştirmeye sebep olduğunu savunur. Bu da zaman içerisinde kadınların kendilerini başkaları tarafından değerlendirilecek nesneler olarak görmesine neden olabilir. Bu durumun doğuracağı olumsuz deneyimler kadınların zihinsel sağlığı için riskler oluşturur.
Makale bu doğrultuda Amerikan kültüründe ağırlıklı olarak kadınlar tarafından deneyimlenen üç psikolojik bozukluğu incelemiş: depresyon, cinsel işlev bozukluğu ve yeme bozuklukları. Birçok kadın “kadınsı olmayan” olarak görünmekten korktuğu için kendi fiziksel isteklerine değil, erkek eşlerine odaklanır. Yeme bozuklukları olan kadınlar, ince güzellik idealine ulaşmak için açlık, aşırı yeme ve çıkarma gibi yeme üzerinde kontrol sağlamaya çalışırlar ve ilgili utanç ve depresyon ile birlikte vücut memnuniyetsizliğini bir dereceye kadar hafiflettiklerine inanırlar.
Ayrıca kadınların, üreme potansiyeli yıllarında nesnelleştirme için en çok hedeflendiği düşünülür. Bu nedenle, tanımlanan deneyimsel sonuçların ve akıl sağlığı risklerinin, yaşam boyunca değişmesi, erken ergenlikte yoğunlaşması ve orta yaşın sonlarında azalması, sosyal olarak gözlemlenebilir.
 
Kaynakça
Fredrickson, B.L., & Roberts, T.A. (1997). Objectification Theory: Toward Understanding Women’s Lived Experiences and Mental health Risks. Psychology of Woman Quarterly, 21(2), 173-206.
 
*Bu yazı Psikoloji Ağı editörleri tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir