Irkçılığa Dair Önyargı ve Ayrımcılık: The Help

*Bu yazı The Help (Duyguların Rengi/Hizmetçi) filminin sosyal psikolojik incelemesini içerir. Henüz filmi izlemediyseniz ve spoiler sevmiyorsanız önce filmi izlemenizi öneririm.

Film 1960’lı yıllarda Mississippi eyaletinde gerçekleşen olayları anlatmaktadır. Köleliğin devam ettiği hatta ırkçılığın hat safhada olduğu bu dönemde Amerikalı ”zenciler” için yaşam koşulları oldukça güçtür. Fizyolojik şiddetten ziyade psikolojik şiddet içeriği olan bu film aynı zamanda birçok sosyal psikoloji olgusunu da barındırır.

Filmin konusu, Skeeter Phlen (Emma Stone)’in üniversiteyi bitirip eve döndüğünde aldığı haber çerçevesinde şekillenir. Skeeter kendisini büyüten ve sevdiği bakıcısının artık çalışmadığını öğrenir ve bu durumu araştırmaya koyulur. Aynı zamanda cemiyetten olan beyaz arkadaşları ile zaman geçirir ve bir gazetede çalışmaya başlar. Gazetede temizlik ile ilgili bir yazı için arkadaşının hizmetçisi Aibileen’den yardım ister; iletişimlerinin devamında o eyaletteki hizmetçilik yapan siyahilerin anılarını yazmak ve onların sesini duyurmak üzere kitap projesine başlar. Aibileen’in yakın arkadaşı Minny de siyahi bir hizmetçidir ve ilk başlarda bu fikre karşı olsa da sonrasında projeye o da dahil olur.

Kalıp Yargı ve Önyargı

Dünyayı algılarken ve çevreyi anlamlandırırken bilişsel kestirmeler ve sosyal kategorilere başvurulur. Sosyal kategori sıklıkla “biz ve onlar” şeklinde oluşur. Ek olarak sosyal kategorizasyon önyargının tohumlarını atar. Kategori aracılığıyla zihinde sosyal şemalar oluşur ve kestirmelerden yola çıkılarak yargılar oluşur (Dönmez, 1992). Bahsedilen bu yargı kalıp yargıdır. Kalıp yargılar, dış grup olarak kategorilendirilen bir gruba ait üyelerle ilgili zihinde olan imgeler, o sosyal grubun üyelerinin paylaştığı genellemelerdir. Yani belirli kategoriler hakkında sahip olunan bilgilerin özeti; inancıdır (Hogg ve Vaughan, 2011). Bireyin grubuyla kurduğu özdeşleşme çok güçlü değilse birey, kalıp yargıların oluşmasına yönelik daha nesnel bir yaklaşım sergileyebilmektedir (Işıtan, 2016). Kalıp yargılar, önyargılara kaynaklık eder. Önyargı, kişinin diğer sosyal grubun üyesi olanlara karşı olumsuz inanç, duygu ya da davranışsal niyet olarak da tanımlanmaktadır (Kağıtçıbaşı, 2014). Önyargı sıklıkla cinsiyet, ırk, din, yaş gibi sosyal gruplara dair tutumlardan oluşmaktadır. Sosyal psikolojide önyargı, öteki bireylere ya da diğer gruplara dair olumsuz tutumları şeklinde tanımlanır (Güler, 2017).

*Yazının devamında spoiler bulunmaktadır.

The Help

Bu filmde ise sosyal kategori/sınıflanmayı; beyazlar ve siyahiler şeklinde görüyoruz. Gruplar arasındaki en belirgin kalıp yargı ise siyahilerin hasta olduğu ve hastalıklarının bulaşıcı olduğuyla ilgilidir. Hatta bu kalıp yargı o kadar yaygındır ki Jim Crow adında sert bir yasası bile vardır. Siyahileri ve beyazları keskin ve sert bir şekilde gruplandıran bu yasa bilişsel boyutun duygusal boyut haline gelmesini sağlıyor. Çünkü önyargı bu yasalar aracılığıyla, kitle iletişim araçlarıyla ve en önemlisi ebeveynlerden öğreniliyor. Kalıp yargıların siyahilerle ilgili beyazlara kaynaklık sağladığı önyargıları; ortak tuvalet kullanmanın, ellerinin değdiği kitap, tabak, çatal gibi eşyalara dokunmanın ve daha bir sürü ortak olabilecek durumların hastalığı bulaştıracağına dair inançlarından oluşur. Minny hizmetçiliğe başlayacak kızına şu şekilde uyarıda bulunur: Beyazlara yaptığın yemeklerin tadına başka bir kaşıkla bakacaksın. Ağzına soktuğun kaşığı yıkayıp tencereye soktuğunu görürlerse hepsini çöpe atarlar. Kaşığı da öyle. Her gün aynı fincanı, aynı çatalı ve aynı tabağı kullanacaksın. Onları dolaba kaldıracaksın ve beyaz kadına bunları bugünden sonra buraya koyacağını söyleyeceksin. Beyazlara kahve ikram ettiğinde tepsiyle önlerine koy. Elinle uzatma çünkü fincanları ellememen gerek.”

”Beyaz çocuklar”, ebeveynlerinin iş ve eğlence dünyasına fazla gelirken, bu çocuklara sevgiyi aşılayan ve şefkatle büyüten siyahiler, çocuklar büyüdüğünde de hizmetçilik yapmaya devam ederler ve yine bu çocukların çoğu tıpkı aileleri gibi davranırlar siyahilere. O çocuklar için de hayat çok zordur, çünkü sevildiği ve sevdiği bakıcısı ile biyolojik anneleri arasında kalmaktadırlar. Her beyaz çocuk farklı rengin kötü olmadığını haykırmak ister ve haykıramadıkları andan itibaren de siyahilerin aslında beyazlar kadar iyi olmadığını düşünmeye başlarlar. Elbette her beyaz böyle değildir; Skeeter gibi olanlar da var. Skeeter annesi tarafından çirkin görülmüş siyahi bakıcının büyüttüğü bir çocuktur. Ne ailesinin yaşantısına ne de arkadaşlarının hayatlarına aidiyet hissedemeyen Skeeter, beyazların dünyası ile güçlü bir özdeşleşmesi ve benimsemesi olmadığı için kalıp yargı ve önyargılardan sıyrılarak daha objektif bakabiliyor. Bunun sayesinde hem empati yapabilmekte hem de hayatlarına tanık olduğu siyahilerin sesi olacak anonim kitap projesini başlatabiliyor. Filmde geçen şu cümle de herkesin vurgulanması gereken noktasının insan olduğunu ve farklılığın sadece ten rengi olduğunu açıklıyor: ”Biz sadece iki insanız. Bizi ayıran çok fazla şey yok. Benim sandığım kadar farklı değiliz.”

Tutumun bilişsel boyutu, kalıp yargı; duygusal boyutu, önyargı; davranışlara döküldüğü boyutu da ayrımcılıktır. Ayrımcılık, kişinin önyargılı olduğu kişi ya da gruplara yönelik olarak gösterdiği olumsuz davranışlardır (Madran ve Andaç, 2012). Ayrımcılık var ise önyargı vardır zira ayrımcılığın alt yapısını kalıp yargı ve önyargı oluşturmaktadır. Ancak her önyargının davranış yönü olsa da davranış gerçekleşmek zorunda değildir (Çayır, 2012). Allport kalıpyargı, önyargı ve ayrımcılığı beş basamakta ifade etmiştir ve şu şekildedir: Karşıt olmayı ifade etmek, uzak durmak, ayrım yapmak, fiziksel saldırı ve yok etmek (Kırel, Kayaoğlu ve Gökdağ, 2010).

Film, her ne kadar Allport’un basamaklarının ilk üçünde yoğunlaşsa da filmde fiziksel saldırı ve soykırım şeklinde olmayan katliamlar da mevcut. Beyazlar siyahilere karşı olduklarını ifade ediyorlar, haklarında kötü sözler söylüyorlar, olabildiğince uzak durmaya çalışıyorlar, iş alanlarını kısıtlıyorlar ve her alanda ayrımcılık yapıyorlar. Evlerinde çalışan siyahilere evin sınırları dışında, bahçede ayrı bir tuvalet yapılıyor ki kendilerine hastalıkları bulaşmasın. Bu durumu da eşitlik olarak aktarıyorlar çünkü siyahi çalışanların kendilerine özel bir tuvaletleri var. Tuvalet konusu o kadar mühim ki şiddetli yağmurda dışarı çıkamadığı için beyazların tuvaletine giren Minny, bunun için kovuluyor. Beyaz ve siyahi okullar arasında kitap alışverişi yapılamıyor ancak ilk kullanılan ırk tarafından kullanılmaya devam ediliyor. Hiçbir siyahi kuaför, beyaz kadınlara kuaförlük hizmeti veremiyor. Ayrımcılık sadece sosyal hayatta değil hapishanelerde de bulunuyor. Siyahi erkekler siyahi erkeklerle; siyahi kadınlar siyahi kadınlarla aynı koğuşta kalabiliyor.

Tüm bu olayların ve yaşamın içinde Skeeter, Aibileen ve Minny dost oluyorlar ve bu dostluk ırkçılıktan, güçten, sınıf çatışmasından sıyrılıyor. Üstelik yazdıkları kitap, beyaz ve siyahi kadınlar arasında ırkçılığın sorgulanmasına sebep oluyor. Siyah kadınların daha güçlü ve özgür hissetmeleri, istedikleri işe yönelebileceklerini fark etmelerini sağlıyor. Aibileen’in kurduğu cümle de bu durumu özetler nitelikte:

Ben olmanın nasıl bir şey olduğunu kimse sormamıştı bana. Bu konudaki gerçekleri anlattığım an özgür kaldığımı hissettim.”

Kitap basıldıktan sonra bazı beyazlar bunu inkar ediyor, bazıları dava kazanamayacağı halde anonim kitaba dava açıyor, bazı beyazlar da yaptığı hatanın farkına varıp, siyahi insanların kendilerinden farksız olduğunu anlamaya başlıyor. Film bütünüyle kişinin eşitlik duygusunu besliyor ve önyargıların kırılmasıyla ayrımcılığın azalmasını sağlıyor.

Eşitliğin sadece siyahi ve beyaz kavramlarında değil her kelime ve anlam zıtlığında geçerli olabilmesi dileğiyle. Bunun için önce kendimizi sorgulamalı, kalıp yargı ve önyargılarımızdan arınmalıyız. Kişileri dış görünüşleri, tercihleri, hastalıkları ile değil iç dünyaları ile değerlendirebildiğimiz zaman dünya daha güzel ve yaşanılabilir olacaktır.

Sevgi ve saygılarımla.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı PAT-insta3lu-savun-scaled.jpg

      Kaynakça

  • Çayır, K. (2012). Gruplararası ilişkiler bağlamında ayrımcılık. Ayrımcılık Çok Boyutlu Yaklaşımlar, 5-17, Kenan Çayır ve Müge Ayan Ceyhan (der.). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
  • Demirtaş, H. A. (2003). Sosyal kimlik kuramı, temel kavram ve varsayımlar.
  • Dönmez, A. (1992). Bilişsel sosyal şemalar. Araştırma Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü Dergisi, 14, 131-146.
  • Güler, M. Y. ve Hovardaoğlu, S. T. D. (2013). Gruplar arası temas, kaygı ve yanlılığın sosyal mesafeye etkisi: Türk ve Kürt kökenli gruplar üzerine bir çalışma. Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Psikoloji, Anabilim Dalı.
  • Gürel, N. (2017). Kişilik Psikolojisi, Önyargının Psikolojisi ve Kamuoyu: Gordon Allport ve Walter Lippmann’ın Görüşleri Çerçevesinde Bir Değerlendirme. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2(2).
  • Hogg, M. A., Vaughan, G. M., Yıldız, İ. ve Gelmez, A. (2011). Sosyal psikoloji (7. Baskı). (İ. Yıldız ve A. Gelmez, Çev.) Ankara: Ütopya Yayınevi.
  • Işıtan, İ. (2016). Kalıp yargılar ve Sosyal Yargı / Streotip ve Sosyal Yargı. Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları Dergisi , 5 (3), 203-243.
  • Kağıtçıbaşı, Ç. ve Çemalcılar, Z. (2014). Dünden bugüne insan ve insanlar: Sosyal psikolojiye giriş. İstanbul: Evrim Yayınları.
  • Kırel, Ç., Kayaoğlu, A. ve Gökdağ, R. (2010). Sosyal psikoloji. İstanbul: Nadir Kitap.
  • Madran, D. ve Andaç, H. (2012). Sosyal kimlik ve ayrımcılık. Ayrımcılık Çok Boyutlu Yaklaşımlar, 73-85, Kenan Çayır ve Müge Ayan Ceyhan (der.). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
  • Şen, E. (2017). Algılanan ayrımcılık ve sosyal kimlik ilişkisi: Türk ve Kürt etnik grupları üzerine bir çalışma. Nesne-Psikoloji Dergisi, 5(11), 449-468.

               *Bu yazı Psikoloji Ağı editörleri tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir