İnsanlığın Sonunu Neden Çok Merak Ediyoruz?

İnanç, insanlık tarihinin vazgeçilmez bir parçasıdır. İnsanlığın her döneminde farklı inanç biçimleri ortaya çıkmış ve çeşitli ritüeller ile günlük hayatta yer edinmiştir. Modern insanlığın oluşumuna katkı sağlayan birçok bilimsel gelişmeye, inanç aracılığıyla ulaşılmıştır. Örneğin; antik zamanda inşa edilen kompleks mimari yapıtların çoğu aslında tanrıya ulaşma amacı taşımaktadır. Mühendisliğin, matematiğin ilk adımlarıdır bunlar. Gerek Mısır piramitleri,...

İnanç, insanlık tarihinin vazgeçilmez bir parçasıdır. İnsanlığın her döneminde farklı inanç biçimleri ortaya çıkmış ve çeşitli ritüeller ile günlük hayatta yer edinmiştir. Modern insanlığın oluşumuna katkı sağlayan birçok bilimsel gelişmeye, inanç aracılığıyla ulaşılmıştır. Örneğin; antik zamanda inşa edilen kompleks mimari yapıtların çoğu aslında tanrıya ulaşma amacı taşımaktadır. Mühendisliğin, matematiğin ilk adımlarıdır bunlar. Gerek Mısır piramitleri, gerek Sümerlerin Ziggurat tapınaklarında benzer amaçlarla karşılaşırız.

İnanç ve Faydaları

İnanç biçimlerinin evrimsel düzeyde de faydası olduğu bilinmektedir. Functional(işlevsel) teorisyenlere göre dini inançların faydaları; hayatta kalma ve üreme başarısı açısından daha ağır gelmektedir (Smith & Arrow, 2010). Non-functional teorisyenlerine göre inanç, direkt olarak adaptasyonu desteklemese de yan ürün (byproduct) olarak diğer adaptasyonları destekler (Smith & Arrow, 2010). Fakat dinin, evrimsel açıdan faydaları olduğu gibi zararları da bulunmaktadır. Disfonksiyonel teorisyenlere göre; dinin grup uyumunu bozucu ögeleri bulunmaktadır. Din ve özellikle uyum bozan dini ögeler, grup uyum başarısından bağımsız olarak kültürel süreçlerle oluşmuştur (Smith & Arrow, 2010).

Budizm, Hristiyanlıktık, İslam ve Yahudilikte; eskatologya (eschatology) yani dünyanın ve insanlığın sonu inancı bulunmaktadır. Her din için dünyanın sonu farklı senaryolar ya da alametlerle çizilse de bütün dinler ortak paydada buluşurlar. Çoğu din için zamanın bir bitiş noktası ya da değişim noktası bulunmaktadır ve genellikle bu olaylar acı doludur. Dünyanın sonunda gerçekleşecek olayların acı verecek savaşlar, aşılamayacak kıtlık, yıkıcı depremler, yangınlar, seller vb. içerdiği ileri sürülmüştür. Bu inanca sadece en yaygın dört dinde rastlamayız. Antik uygarlıklarda da yıkım dolu bir bitişin olduğu rivayet edilmiştir.

Peki insanlık tarihi boyunca, bu yıkıcı ve stres oluşturan sonla neden bu kadar ilgilendik? İnanç sistemlerinin yönlendiricisi neden bu oldu? Yıkımın getireceği acı bizi narsisist bir biçimde tatmin mi ediyor? Freud’un da öne sürdüğü gibi baskın ölüm içgüdümüz bizi kendimize ve çevremize zarar vermeye mi itiyor?

İşlevsel açıdan baktığımızda; dünya üzerinde acı çeken biri için ahiret hayatında ödüllendirileceği düşüncesi sayesinde bu konu üzerinde çaba harcaması mantıklı bir durum. Bu şekilde, insanlığın sonu inancı aslında kişiyi motive edici bir faktör. Fakat, hepimizin de şahit olduğu gibi başkalarına acı veren insanların ya da toplulukların cezasını bildiği halde, acılı sonu düşünmeye devam etmesi farklı bir anlama geliyor. Ayrıca birçok dinde güzel bir ahiret hayatı da çizilmiyor. Ceza ya da ödül mekanizmaları yerine reenkarnasyon yani ruhun dünya üzerinde kalıp beden değiştirdiği inanç biçiminin var olduğunu görüyoruz.

İlgini çekebilir:  EMDR Nedir?

Davranışçı Bir Araştırma

Bu fenomeni dolaylı yoldan açıklayabilecek bir araştırmayı inceleyeceğiz şimdi. Chicago Illinois Üniversitesi’nde bulunan Emotion and Phsiyology Laboratuvarı, kaçınmalı uyarıcının zaman ve acı yoğunluğu tahmin edilebilirliği üzerinde bir araştırma yürüttü. Araştırmada, irkilme tepkisini (startle reflex) yani ani ve tehdit edici uyarana bilinçsiz bir şekilde verilen refleksi ölçecek bir düzenek kuruldu. Katılımcılar iki aşamaya tabi tutuldu; tahmin edilebilir tehdit ve tahmin edilemeyen tehdit. Her iki koşulda da irkilme yaratacak fakat acı vermeyecek kadar elektrik şoku kullanıldı. Tahmin edilebilir koşulunda, katılımcılar şokun verileceği anı bilirken, diğer koşulda şokun verileceği kesin bir zaman yoktu. Şok miktarı rastgele verilerek birçok düzenekte denendi. Sonuç olarak; katılımcının tahmin edilemeyen koşulda duyduğu sübjektif anksiyete ve irkilme tepkisi diğer koşullara göre daha fazlaydı (Shankman vd., 2011). Yani verilen şok daha acı verici miktarda olsa bile eğer beklenen/tahmin edilen zamanda veriliyorsa, duyulan stres azalıyordu.

Araştırma Sonuç Grafikleri
kontrol grubu (solda)
belirsiz zamanda verilen şok ile belirli zamanda verilen şoka verilen subjektif anksiyete(sağ alt) ve irkilme tepkisi(sağ üst)
Belirsizlik Tahammülsüzlüğü

Belirsizliğe duyulan tahammül (intolerance of uncertainity), anksiyete yaratan durumlarla negatif korelasyon içerisindedir (Shankman vd., 2011). Böylelikle belirsizliğe duyulan tahammülü arttırmak pozitif bir güçlendirici konumunda bulunuyor. Bu sonuçları sorumuza uyguladığımızda şununla karşılaşıyoruz; bilinmeyenin yarattığı stresten kurtulmak için belirsizlik üzerine algısal bir kontrol kurmaya çalışıyoruz. Belirsizlik üzerine senaryolar üretmek ya da detayları öğrenmeye çalışmak basit bir rahatlama arayışı. Zaman ise burada kritik bir noktayı oluşturuyor. Olaylar müthiş yıkımlar içerse bile yine de onları duymak rahatlatıcı geliyor. Belirsizlik kaynaklı strese, acının vereceği stres tercih ediliyor. Bu süreçte dinlerin verdiği uzun süreli negatif ve pozitif etki tabii ki tartışılır fakat, tüm insanlığın bunu araştırması evrensel bir paydada buluştuğumuzun göstergesi.

Netflix yapımı The Story of God with Morgan Freeman belgeselinden ilham alınmıştır.

Kaynakça

Nelson, B. D., & Shankman, S. A. (2011). Does intolerance of uncertainty predict anticipatory startle responses to uncertain threat? International Journal of Psychophysiology81(2), 107–115. https://doi.org/10.1016/j.ijpsycho.2011.05.003

Smith, Z., & Arrow, H. (2010). Evolutionary perspectives on religion: an overview and synthesis. EvoS Journal: The Journal of the Evolutionary2(2), 48–66. Retrieved from http://evostudies.org/pdf/SmithVol2Iss2.pdf

*Bu yazı Psikoloji Ağı editörlerinden Şevval Kınay tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.


Psikoloji Öğrencisi

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir