Duygular ve Aleksitimi

Duygu Nedir?

Duygu kelimesi Türk Dil Kurumu tarafından ‘belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim.’ olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım bir yönüyle duygu yaşantısının öznel bir deneyim olduğunu vurgulamaktadır. Nitekim her insanın iç dünyaları birbirinden farklı ve özeldir. Prof. Dr. Sirel Karakaş’ın hazırlamış olduğu ‘Psikoloji Sözlüğü’nde ise duygu (emotion) kelimesi ‘deneyimsel, davranışsal ve fizyolojik yönleri olan, önemli kişisel konu veya olayların yol açtığı karmaşık örüntü’ olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımdan yola çıkarak duygu deneyiminin farklı bileşenlere sahip olduğu söylenebilir. Deneyimsel bileşen, duygunun önceden hangi durumlarda tecrübe ettiğimize bağlı olduğunu; davranışsal bileşen, duygu deneyiminin gülmek, ağlamak gibi bir şekilde davranışa yansıdığını; fizyolojik bileşen ise duygunun vücudumuzda bazı biyolojik değişimler meydana getirdiğini belirtir. Bir duygu deneyimi yaşandığında buna sıklıkla otonom sinir sisteminin sempatik bölümü eşlik eder ve kişide göz bebeklerinin büyümesi, terleme, titreme, nabzın hızlanması, tükürük salgısının azalmasıyla birlikte ağız kuruluğu gibi bazı fizyolojik belirtiler eşlik eder. Heyecanlandığınızda ya da korktuğunuzda bu belirtileri deneyimlemiş olabilir misiniz ? Duygularınızın farkında olun, onları kabul edin ve diğerleriyle paylaşın…

Duyguların oluşumunda bireyin duyguyu ortaya çıkaran olayı nasıl yorumladığı ve anlamlandırdığı da oldukça önemlidir. Çünkü her olay, birey ya da durum herkeste aynı duyguyu açığa çıkarmayabilir. Örneğin; bir arkadaşımızın üniversite sınavında hedeflediği okulu kazanması o arkadaşımızda heyecan, mutluluk, sevinç, neşe, gurur gibi bazı duyguları açığa çıkarabilecek potansiyele sahip bir durumken aynı durum bizde yalnızca mutluluk duygusunu açığa çıkarabilir. İşte tam da bu noktada olayların veya durumların bireyler tarafından nasıl algılandığı ve yorumlandığının öneminden söz edilebilir.

Duygular Neden Vardır ve Bize Ne Gibi Avantajlar Sağlar?

Darwin (1872), iğrenme ve korku gibi bazı yüz ifadelerinin evrimsel bir önem kazandığını öne sürmüştür. Darwin’e göre iğrenme ve korku gibi duygular bireye karşılaşacağı tehlikelere dikkat edebilme ve yaşamını sürdürebilme becerileri yönünden işlevsellik kazandıracağı için evrensel bir niteliğe sahiptir.  Duyguların varlığında insan hayatta kalma güdüsüne uygun bir şekilde yaşamını sürdürür. Özellikle de öfke duygusu ve agresyon bireyin yaşam alanını korumasında ve avlanma sırasında yiyeceğini muhafaza etmesinde önemli üstünlükler sağlamasına yardımcı olmuştur. Duygular kendi başlarına kötü değildir. Asıl mesele o duygularla ne yaptığımızdır. Duyguların ortaya çıkış süreciyle alakalı olarak da farklı kuramcılar tarafından birçok kuram ortaya atılmıştır. Nesnelere ya da insanlara karşı hissettiğimiz duygular ve bu duyguların hoş ya da nahoş olarak değerlendirilmesi bireyin yaşamını devam ettirmesi sürecinde önemli avantajlar sağlar. Bizde olumsuz duygular uyandıran nesne ya da bireyden kaçınırken, olumlu ve hoş duyguları açığa çıkaran nesne ve bireylere yaklaşma eğilimi gösteririz. Antonio Damasio (1999)’un ifade ettiği üzere aynı zamanda duygular insanların en önemli motivasyon kaynaklarından biridir. Hissettiğimiz duygular bizi bir duruma karşı güdüleyebilir ve motivasyonumuzu arttırabilir. Örneğin; yarın tiyatro oyunu sergileyecek olan bir oyuncu heyecan ve endişe duyguları ile uyarılmışlık (arousal) düzeyini yükseltecek ve senaryosuna çok daha iyi çalışacaktır. Duygulara ilişkin yüz ifadelerimiz de sosyal çevremize bizim ne hissettiğimize dair bazı ipuçları vermektedir. Duygunun bileşenlerinden biri olan davranışsal bileşen işte bundan bahseder. Örneğin; birini gülümserken gördüğümüzde onun mutlu olduğu, ağlarken gördüğümüzde bir duruma üzüldüğü, omuzları düşük yürürken gördüğümüzde ise kötü bir haber aldığı tahminlerinde bulunabiliriz ve bu tahminler de bizim sosyal ilişkilerimiz üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Paul Ekman ve Walter Friesen (1971)’ın Yeni Gine’de bir kabileyle yaptıkları çalışmalar sonucunda ‘kızgınlık, mutluluk, korku, üzüntü, şaşkınlık, kınama (iğrenme) ve tiksinme’ olmak üzere 7 duygunun gösteriminin evrensel olduğunu göstermişlerdir (akt. Metin, 2019). Bu bulgu üzerine yapılan birçok çalışma da bunun kültürlerarası olduğunu göstermiştir (Cüceloğlu, 1968). Yüz ifadeleri en açık duygusal ipuçları olmakla birlikte bakış, jestler, beden duruşu ve hareketleri de diğer ipuçları gibi görünmektedir. Duygu ifade biçimlerinin öğrenilmiş olup olmadığını anlamak amacıyla yapılan bazı çalışmalarda da duygu ifadelerinin doğuştan göremeyen ya da duyamayan bebeklerde bile benzer sonuçların elde edildiğini göstermektedir (Metin, 2019).

Aleksitimi Nedir?

Prof. Dr. Sirel Karakaş’ın hazırlamış olduğu ‘Psikoloji Sözlüğü’nde Aleksitimi (alexithymia) sözcüğü ‘kendi duygularını tanıma ve tanımlamada bozukluk.’ olarak ifade edilmektedir. Aleksitimisi olan bireylerin en önemli özelliği hissettikleri duyguları fark etme ve bunları ifade etmede çekilen güçlüktür. Bundan dolayı sosyal ilişkilerinde bazı problemler yaşamaktadırlar. Düşündükleri ile bu düşüncelerin hissettirdiği duygular arasında bir ilişki kurmakta zorlanırlar (Koçak, 2002). Bir çalışmada da aleksitimi puanı yüksek olan bireylerin psikolojik semptomlarının daha fazla olduğu gösterilmiştir (Batıgün ve Büyükşahin, 2007). Aleksitimisi olan bireylerin duygularını ifade edememesi sebebiyle sosyal ilişkilerinde yaşadıkları sorunlar onları daha umutsuz ve karamsar bir sürece sürükleyebilir. Birbirleri ile duygularını paylaşan insanlar yakınlık kurmakta ve geçirdikleri vakit daha kaliteli bir hale gelmektedir. Duygular ikili romantik ilişkilerin de temelini oluşturmaktadır. Erken çocukluk döneminden itibaren duygularını -özellikle de olumsuz duygularını- baskılamayı ebeveynlerinden öğrenen bireyler güçlükle kendilerini ifade edebilmektedirler. Aleksitimisi olan bireyler kendilerini bu dünyaya karşı yabancı hissedebilir dolayısıyla kendilerini soyutlayabilirler. Bu bireyler uzun süre konuşabilir ve genelde tekrarlayıcı cümleler kurarlar. Bu cümlelerinde de duygulara ilişkin bir iz bırakmazlar. Duygularını ve düşüncelerini birbirinden ayırt etmekte zorlanırlar. Aleksitimisi olan bireyler çevrelerindeki insanlar tarafından sıkıcı ve neşesiz biri olarak ifade edilebilir. Duygusal deneyimin zayıf olması sebebiyle belki de etraflarındaki tehlikeyi ayırt etmede yaşadıkları güçlükle kendilerini diğer insanlara daha çok bağımlı hissederler. Bu bireylerin psikoterapi sürecinde genellikle kendi beden duyumlarına ve hislerine yönelik farkındalığın arttırılmasına ve özbakım becerilerinin geliştirilmesine yönelik bazı çalışmalar yapılması önerilmektedir.


 

Kaynakça

  • Aronson, E., Wilson, D.T., Akert, R.M. (2012). Sosyal Psikoloji (1. Baskı). İstanbul: Kaknüs.
  • Batıgün, A., Büyükşahin, A. (2008). Aleksitimi: Psikolojik belirtiler ve bağlanma stilleri. Klinik Psikiyatri, 1 (11), 105-114.
  • Cüceloğlu, D. (1968). Üç farklı kültürde yüz ifadeleri ile bildirişim. Psikoloji Çalışmaları, 6 (0), 49-112.
  • Gelişim Psikoloji Dersi Notları (2018-2019, Doç. Dr. Şerife Sema Karakelle, İstanbul Medipol Üniversitesi, PSK2222970)
  • Güdülenme ve Duygular Dersi Notları (2018-2019, Dr. Uzay Dural Şenoğuz, İstanbul Medipol Üniversitesi, PSK2161260)
  • Koçak, R. (2002). Aleksitimi: Kuramsal çerçeve tedavi yaklaşımları ve ilgili araştırmalar. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 35 (1-2), 183-212.
  • Metin, A. (2019). Yüz İfadelerindeki Duygular: Derleme Çalışması. OPUS-Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 10 (17), 2027-2055.

*Bu yazı Psikoloji Ağı editörleri tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir