Aşk hikâyesi gibi görülen Uğultulu Tepeler’in ardında saplantı, takıntı, kıskançlık ve intikam konseptlerini yoğun bir şekilde görebilmekteyiz. Hikayeyi şekillendiren bu konseptler ve karakterlerin karanlık psikolojisi Freud’un psikanalitik teorisi ile aydınlatılabilir.
Dikkat! Yazının devamı spoiler içermektedir!
Heathcliff ve Cathy’nin aşk hikâyesi psikolojileri hakkında bize ne anlatıyor olabilir?
Emily Brontë’nin kaleme aldığı gotik İngiliz edebiyatı klasiklerinden “Uğultulu Tepeler” sevgililer gününde çıkan yeni bir film adaptasyonuyla gündeme gelince, hep beraber 1800’lerin kırsal İngiltere’sine zaman yolculuğuna çıktık.
Kitap ve filmle ilgili en can alıcı şey kitabın ana karakterleri Cathy ve Heathcliff arasındaki çalkantılı, toksik aşk hikâyesi ve bunun arkasındaki intikam ve kıskançlık temalarının işleniş şekliydi.
Peki Heathcliff ve Cathy’nin kitap boyunca sergiledikleri davranışlar ve aldıkları kararlar, karakterlerin psikolojileriyle ilgili neye işaret ediyor olabilir?
Fırtınalı bir aşk hikâyesi gibi görülen bu hikâyenin ardında birine saplantılı olma durumu, kıskançlık ve intikam konseptleri oldukça başarılı bir şekilde işlenmiş.
Hikâye, beraber olamadıkları için birbirlerinin ilişkilerini baltalamaya çalışan iki ana karakter Cathy ve Heathcliff üzerinde kuruluyor. Öyle ki iki karakter de sonuç olarak birbirlerine olan saplantılarına yenik düşerek ölüyorlar.
Heathcliff dışlanmış bir arka plandan gelen yetim bir çocuk. Onu evlat edinen Bay Earnshaw ve kızı Catherine (Cathy) dışındaki herkes tarafından nefret ediliyor, kötü lakaplar takılıyor, hakaretler ediliyor. Özellikle kardeşleri Hindley babaları öldüğünde babasının ona sevgisinden ötürü kıskançlığından Heathcliff’i hizmetkâr gibi kullanıyor.
Bunların üstüne annesiz büyüyen Heathcliff’in sevgiye ve ilgiye aç bir şekilde büyüdüğü söylenebilir. Onu bu varoluşuyla incelediğimizde hikâye boyunca yaptıklarının arkasındaki motivasyonu biraz daha net görebilmekteyiz.
Savunma Mekanizmaları
Karşıt Tepki
Psikanalitik açıdan bakıldığında, Heathcliff’in roman boyunca sergilediği acımasız, nefret ve intikam dolu davranışları Freud’un “karşıt tepki oluşturma” savunma mekanizması ile açıklanabilir.
Karşıt/ters tepki oluşumu, insanların gerçek duygularının tam tersini, bazen abartılı bir şekilde ifade ettikleri bir savunma mekanizmasıdır. Temelde insanlar bu savunma mekanizmasını içsel bir arzu, inanç, tutum vb. kaynaklı kaygıyı hafifletmek için kullanırlar (Regueira, 2011).
Çolak & Dumlupınar (2023)’a göre Heathcliff bu savunma mekanizması nedeniyle içsel sevgi ihtiyacını diğer insanlara karşı tamamen sevgisizlik olarak yansıtmış olabilir.
Ayrıca insanların onun hakkındaki beklentileri de davranışlarını şekillendiren bir unsur olarak görülebilir. Hikayede neredeyse herkes Heathcliff’ten nefret eder ve kötü bir insan olmasını bekler. O da insanların beklentilerine göre davranır ve daha yumuşak olan dürtülerine göre davranmaz (Çolak & Dumlupınar, 2023).
Bastırma ve İnkâr
Heathcliff’in intikam almaya olan takıntısı, kitap boyunca yaptığı davranışları ve aldığı kararları yönetirken, Cathy sosyal statüsünden dolayı evlenemeyeceğini söylediği Heathcliff yerine evlendiği Edgar’ın sahip olduğu malvarlığıyla kendini tatmin ederek Heathcliff’e olan arzusunu bastırır ve inkâr eder. Yani Cathy’nin de ağırlıklı olarak bastırma ve inkâr savunma mekanizmalarını kullandığını söyleyebiliriz.
Heathcliff, aşık olduğu Catherine ve Edgar’ın evleneceğini öğrenince, tüm dünyası yıkılır ve Catherine’i kendi katili olarak kabul eder. Catherine’in çevresindeki yerini sağlamlaştırmak ve onu reddettiği için cezalandırmak amacıyla Edgar’ın kız kardeşi Isabella ile evlenir. Ve bu işe yarar. Cathy kahrından hasta yatağına düşer.
Heathcliff, Cathy hasta yatağındayken ona şu sözleri söyler: “…Tanrı ile Şeytan’ın elbirliğiyle üzerimize yığabileceği hiçbir şey bizi ayıramayacakken, bunu sen kendi isteğinle yaptın. Senin kalbini ben kırmadım, onu sen kendin kırdın; kendininkini kırarken benimkini de kırdın (Brontë, 1847/2018, s. 197).
İd, Ego, Süperego
Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, id, ego ve süperego‘dan oluşan üç bölümlü bir kişilik teorisi geliştirmiştir.
Freud’un çerçevesine göre bakıldığında, kitaptaki üç ana karakter—Heathcliff, Edgar ve Catherine—sırasıyla id, ego ve süperegoyu temsil eder (Mamgain ve diğ., 2025).
İd, içgüdü ve arzuyu yönetir ve gerçeklik, akıl veya ahlaktan etkilenmez; bu özellik, eylemleri dürtü tarafından yönlendirilen ve ahlaki kısıtlamadan yoksun olan Heathcliff’te vücut bulur (Mamgain ve diğ., 2025).
Cathy öldükten sonra Heathcliff’in acımasızlıkları tükenmez, hatta daha da alevlenir, daha büyük bir hırsla intikam almaya başlar. Heathcliff, Earnshaw ve Linton ailelerinin gelecek nesillerinin hayatlarını mahveder. Cathy’nin aynı isimli kızını babasının kendisi değil, Edgar olduğu için cezalandırır. Kendi oğlunu da, annesi Cathy değil de Isabella olduğu için cezalandırır. Ve ikisinin evlenmesini sağlayarak Edgar’ı cezalandırır.
Heathcliff’in hikâye boyunca, id’ine bağlı haz ilkesine göre davrandığını ve toplum normlarına bağlı süperegosuna göre hareket etmek istemediğini görebiliriz. Heathcliff bilinçdışında gizli ve bastırılmış isteklerini takip etmeye ve toplumsal normları göz ardı etmeye isteklidir. Ancak egosu bu aşırı isteklere cevap veremez ve id ile süperegosu arasında sıkışıp kalır. Sonuç olarak, kaygı ve nevroz ortaya çıkar (Turan, 2023).
Heathcliff’in bu nevrotik kaygısı bir tür öfkeye, bencilliğe ve intikam duygusuna dönüşür; çevresindeki diğer insanları umursamaz. Catherine’e olan sevgisini engelleyen herkesten intikam almak ister ve bilinçdışının isteklerine göre hareket eder; böylece sevgisi zamanla bir intikam planına dönüşür (Turan, 2023).
Süperego, toplumsal normların içselleştirilmesini ve etik bir koda bağlılığı temsil eder; bu da hikayede sosyal olarak uygun bir şekilde davranmaya ve ahlaki kararlar almaya odaklanan Edgar karakterinde somutlaştırılmıştır.
Son olarak, ego, gerçekliği dikkate alarak diğer bileşenler arasındaki dengeyi korumakla yükümlüdür ve Cathy’nin de hikâye boyunca bunu yapmaya çalıştığını görürüz.
Catherine, süperegosunun sesini dinleyerek Heathcliff yerine Edgar ile evlenir ve böylece içgüdülerinin, id’in isteğini reddeder (Turan, 2023).
Sonuç
Cathy’nin Heathcliff ile evlenememesi, Edgar’la evlenerek, onun ve Heathcliff’in ortak tutkusunun yerine, Edgar’ın ona sunabileceği tüm maddi varlıklar için uzlaşması anlamına gelir. Ancak Cathy’nin bu çabaları yetersiz kalır ve nihayetinde ölür (Mamgain ve diğ., 2025).
Uğultulu Tepeler, Freud’un kişilik kuramından çok daha önce çıkmış bir eser olsa da, bu eserdeki karakterlerin psikolojilerinin, davranışlarının arkasındaki motivasyonlarının, kıskançlık ve intikam için olan sevdanın Freud’un savunma mekanizmaları, id, ego ve süperegosuna yönelik açıklanabildiğini görebilmekteyiz.
Ek Okumalar
Psikanalitik Bakış Açısıyla Donakalma Tepkisi: Neden Tepki Veremeyiz?
The Reluctant Fundamentalist Analizi – Gerçeğin Kıyısında: Kimlik ve Aidiyet Üzerine Bir Film
Psikanalitik Açıdan Foster’ın Hayali Dostlar Evi
Kaynakça:
Brontë, E. (2018). Uğultulu Tepeler (N. Akseki Öncül, Çev.). İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eser 1847’de yayımlanmıştır)
Çolak, R. & Dumlupınar, G. (2023). A Comparative Analysis of the Characters Heathcliff and Edgar Linton through Reaction Formation Mechanism. RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi (Ö12),509-514. DOI: 10.29000/rumelide.1330563.
Dr. Kiran Mamgain , Lajwanti M , Aakshi Chhetri. (2025). Depiction of Id, Ego and Superego in ‘Wuthering Heights’ by Emily Brontë. South Eastern European Journal of Public Health, 250–256. https://doi.org/10.70135/seejph.vi.4290
Turan, Y. Z. (2023). A Psychoanalytic Reading of Emily Brontë’s Wuthering Heights & Nabizade Nazim’s Zehra. Journal of Communication, Sociology and History Studies – Volume: 3, Issue: 1 http://dx.doi.org/10.53723/cosohis.34
*Bu yazı Psikoloji Ağı Direktörü Ezgi Büşra Akgöz tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

