Kaygı; psikanalitik kurama göre kaçınılması gereken bir duygu değil, anlaşılması gereken bir sinyaldir. Kaygıdan kaçınma kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede kaygıyı sürdürebilir. Buna karşılık; kaygının kabul edilmesi ve duyguların işlenmesi, bireyin kendini düzenleme kapasitesini güçlendirerek daha sağlıklı bir psikolojik denge kurulmasına katkı sağlar.
Freud’un histeri çalışmaları, bastırılmış ruhsal içeriklerin bedensel semptomlara dönüşebileceğini gösterirken; Paris Psikosomatik Okulu bu süreci düşünsel temsil kapasitesinin sınırlılığı üzerinden geliştirmiştir.
Emily Bronte’nin yazdığı Uğultulu Tepeler kitabı, yakın zamanda film adaptasyonuyla gündeme geldi. Kitapta ve filmde ana karakterler Heathcliff ve Cathy’nin kıskançlık ve intikamlarla dolu aşk hikayesini Freud’un psikanalitik teorisiyle, savunma mekanizmaları, id, ego ve süperego kavramlarıyla açıklayabiliriz.
Beklentiler hayatımızda önemli bir yer kaplar. Beklentiler bizi olumlu sonuçlara yönelik motive edebildiği gibi, yüksek ve gerçek dışı beklentiler gerçekleşmediğinde hayal kırıklığı, öfke, üzgünlük gibi duygular uyandırıp kendimiz hakkında kötü hissetmemize yol açabilir.
Donakalma, stresli ve tehdit algısı yaratan durumlarda ortaya çıkan son derece insani bir tepkidir; irade eksikliği değil, ego’nun kendini koruma mekanizmasıdır. Freud ve kuramcılar, bu durumu bastırma, ego felci ve geçmişte çözümlenememiş deneyimlerin bugüne taşınmasıyla açıklar.
Bu yazıda, kumar bağımlılığının kişinin ödül beklentisi uğruna parasını ve zamanını riske atmasıyla karakterize edilen bir davranışsal bağımlılık olduğu ve dijital çağda cep telefonlarına taşındığı anlatılmaktadır.