Sağcılık & Solculuk 101

Günlük hayat içerisinde sıklıkla politik tutumlara yönelik analizler duymaktayız. Sağcıların ve solcuların ne tür özelliklere sahip oldukları, ne düşündükleri, iyi mi yoksa kötü mü oldukları gibi. Gelin birlikte ideolojiler hakkında olan bilgilerimizi kulaktan dolma olmaktan öteye taşıyıp bilimsel çerçevede inceleyelim.

Günlük hayat içerisinde sıklıkla politik tutumlara yönelik analizler duymaktayız. Sağcıların ve solcuların ne tür özelliklere sahip oldukları, ne düşündükleri, iyi mi yoksa kötü mü oldukları gibi. Gelin birlikte ideolojiler hakkında olan bilgilerimizi kulaktan dolma olmaktan öteye taşıyıp bilimsel çerçevede inceleyelim.

Öncelikle yön belirten bu iki kavram nasıl olmuş da ideolojileri tanımlar hale gelmiş buna bakalım. Bu kavramların politik ideolojik bir metafor olarak kullanımı Fransız Devrimi (1789-1799) zamanlarında Fransız Ulusal Meclisindeki üyelerin ideolojik fikirlerine göre parlamentonun sağına ve soluna ayrılmalarından gelmektedir (Bobbio, 1996).

‘Sağ’ ve ‘sol’ kavramları milletvekillerinin tesadüfi şekilde yerleşmesinden esinlenilerek oluşmuştur ve başlarda hiçbir bilimsel kanıta dayanmamaktadır. Fakat uygulandığı birçok kültürde ve bağlamda siyasi tutumları sınıflandırmada oldukça başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Bunun sonucunda da siyasi ideolojilerin ele alınışında sol-sağ kavramları önemli bir yer edinmiştir (Jost, 2006).

Sağcılık ve solculuk arasında nasıl ayrım yapılır?

Araştırmacılar bu ayrımı esas olarak iki ana değişken üzerine kurmuştur: Bunlardan biri eşitsizliğe, diğeri ise sosyal değişime yönelik tutumlardır (akt. Jost, 2006). 

Herkes için eşitliği savunmak, dezavantajlı gruplara yardım yapmak, muhaliflere karşı hoşgörülü olmak ve sosyal reformu desteklemek solculuk ile ilişkilendirilmektedir. Öte yandan düzen, istikrar, mevcut statükonun korunması gibi fikirlerin destekçisi olmak sağcılık ile ilişkilendirilmektedir (akt. Jost, 2006).

Bu parametrelere göre sağcılar, diğer adıyla muhafazakarlar, insanların doğaları gereği eşit olamayacaklarını düşünürlerken; solcular, diğer adıyla liberaller, herkes için eşitliği savunmaktadır.

Muhafazakarların düzen yanlısı oluşları göz önüne alındığında geleneğe bağlılığı ve otoriteye saygıyı desteklemeleri beklenen bir olgudur. Liberaller ise bu fikre aynı düzlemin diğer ucundan, gelişmenin yalnızca sosyal değişimlerle söz konusu olabileceği düşüncesiyle karşı çıkmaktadır (akt. Jost, 2006).

Bu tanımlamalar iki karşıt ideolojik tutumu ifade etseler dahi her kültürde net bir şekilde sağ – sol farkı olmayabilir veya politikada sağcı/solcu olarak tanınan partiler bu parametrelerce sağ veya sol olmayabilir. Bu yüzden bu yazıda, sağcılık ve solculuğu kültürler üstü bir açıdan incelediğimizi belirtmekte fayda var.

Sağcılık ve solculuğun temelinde ne yatar?

Sağ ve sol ideolojik tutum tanımlandıktan sonra sıra bu karşıtlıkların dayanağına gelmektedir. Bazı araştırmacılar liberal ve muhafazakarların dünyayı algılayış biçimleri, ihtimalleri değerlendirme şekilleri ve beklentilerindeki farklılıkların sebeplerini incelemiştir. Bu incelemeler sonucunda ideolojilerin neredeyse tüm inanç sistemlerinde olduğu gibi, bazı psikolojik ihtiyaçları karşıladığını ileri sürmektedirler (Jost vd., 2003).

İdeolojilerin, kişilerin birtakım psikolojik ihtiyaçlarına karşılık verdiği varsayılarak her iki politik görüşü de patolojik, yanlış veya mantıksız olarak değerlendirmekten uzak bir konuma taşımaktayız. Araştırmacılar, belirli bir inanç oluşumunun altında yatan motivasyonel süreçleri analiz ederek onun geçersiz oluşunu kanıtlamaya çalışmaktan çok daha öte bir çaba sergilemektedir.

İlgini çekebilir:  Psikoloji Öğrencisinin Psikososyal Gelişimi

Hali hazırda çoğu sosyal psikolog nesnel olarak geçerli olup olmadığına bakılmaksızın, her inancın anlamlı bir düşünce geliştirme ve sürdürme ihtiyacı, varoluşsal ihtiyaçlar, bağlılık ve ilişkisel ihtiyaçlar gibi subjektif süreçler tarafından motive edildiğini ileri sürmektedir (akt. Jost, 2006). 

Nasıl bir dünya algımız var?

Sağ ve sol ideolojinin herhangi birine kendini yakın hissettiğini belirten birey sosyal hayatın unsurlarına dair farklı istenirlilik derecelerini bildirmektedir. Bunun başlıca sebeplerinden biri de kişinin dünyayı nasıl algıladığıdır. Yapılan araştırmalarla, değişime karşı direncin sosyal dünyanın tehlikeli ve tehdit edici olarak algılanmasıyla ilişkili olduğu,  sosyal hayatta eşitsizliğin desteklenmesinin de acımasız ve rekabetçi bir dünya algısıyla ilişkili olduğu bulunmuştur (akt., Duckitt, 2001).

Bireylerin dünyayı tehlikeli ve öngörülemez algılamasıyla birlikte sosyal kontrol ve güvenlik, motivasyonel hedef konumuna erişmektedir. Rekabetçi bir dünya algısı ise sosyal toplum içerisinde kazanan ve kaybedenleri sıralamayı, yani eşit olamayacak bir dünya düzenini norm saymaktadır.

Bu durumda bireyler üst ve alt gruplar arasındaki ayrımı pekiştiren politikaların destekçisi olmakla birlikte toplum içerisinde dezavantajlı bireylere yönelik refah programlarına karşıtlık göstermektedirler.

Sosyal dünyayı algılayış şekli, aynı zamanda nedensel atıf eğilimleri yaratmaktadır. Örneğin; dünyayı daha tehlikeli ve rekabet gerektirecek şekilde algılayan muhafazakarlar, insanların olumsuz davranışlarının veya yoksulluk gibi yaşam standartlarının bireylerin kişisel sorumluluk alanında olduğunu düşünme ve bu tür sonuçları insanların kişiliklerine atfetme eğilimindedirler. Liberaller ise bu tür durumları sosyal koşullara, adaletsizliğe ve eşitsizliğe atfetme eğilimindedir (Bobbio vd., 2010).

Bu örneklerle birlikte bir kez daha insan psikolojisinin bütünleşik yapısına şahit olmaktayız. Sağcılar ve solcularla ilgili yorum yaparken bu tutumları insanın duygu, düşünce ve davranış üçlüsünden cımbızla çekmek mümkün değildir. Bireyin ideolojik tutumunu çektiğimizde içinde gelişimsel, bilişsel, davranışsal, duygusal ve benzeri birçok bileşeni barındıran bir yumak da beraberinde gelecektir. Sağcılık ve solculuğu tüm bunları değerlendirmeksizin ele almak, kıyıdan alınan bir bardak suya bakıp koca deniz hakkında fikir belirtmekle temsil edilebilir.

Ek Okumalar

Bertrand Russell’in Nobel Konuşması

Kaynakça

Bobbio, A., Canova, L., & Manganelli, A. M. (2010). Conservative ideology, economic conservatism, and causal attributions for poverty and wealth. Current Psychology29(3), 222-234.

Duckitt, J. (2001). A dual-process cognitive-motivational theory of ideology and prejudice. Advances in Experimental Social Psychology (33,pp. 41-113). Academic Press.

Jost, J. T. (2006). The end of the end of ideology. American Psychologist61(7), 651.

Jost, J. T., Glaser, J., Kruglanski, A. W., & Sulloway, F. J. (2003). Political conservatism asmotivated social cognition. Psychological Bulletin129(3), 339.

*Bu yazı Psikoloji Ağı editörlerinden Yasemin Aksöz tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir