Kaygı; psikanalitik kurama göre kaçınılması gereken bir duygu değil, anlaşılması gereken bir sinyaldir. Kaygıdan kaçınma kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede kaygıyı sürdürebilir. Buna karşılık; kaygının kabul edilmesi ve duyguların işlenmesi, bireyin kendini düzenleme kapasitesini güçlendirerek daha sağlıklı bir psikolojik denge kurulmasına katkı sağlar.
Freud’un histeri çalışmaları, bastırılmış ruhsal içeriklerin bedensel semptomlara dönüşebileceğini gösterirken; Paris Psikosomatik Okulu bu süreci düşünsel temsil kapasitesinin sınırlılığı üzerinden geliştirmiştir.
Emily Bronte’nin yazdığı Uğultulu Tepeler kitabı, yakın zamanda film adaptasyonuyla gündeme geldi. Kitapta ve filmde ana karakterler Heathcliff ve Cathy’nin kıskançlık ve intikamlarla dolu aşk hikayesini Freud’un psikanalitik teorisiyle, savunma mekanizmaları, id, ego ve süperego kavramlarıyla açıklayabiliriz.
Freud’un Psikanalitik ekolü yıllar sonra bile kültürel birçok dinamiğin eleştirisini oluşturuyor. Bugün sadece insanı değil dini, politik, sosyalojik ve antropolojik açıdan birçok alanda dönüşerek bugüne gelmiş bir ekol.Peki bu kapsamlı ekolün kurucusu Freud, söz konusu aşk olunca ne diyor?
Freud’un rüya teorisi neden ve nasıl rüya gördüğümüz üzerine oluşur. Geçmiş yüzyıldan bu yana oldukça itibarsızlaşmış da olsa, bazı doğru kısımları olduğunu gösteren deneyler mevcuttur.
Psikanalitik kuram, ergenin yaşadığı öfke için ebeveynlerle kurulan ilişkilere, nesne ilişkilerine ve ödipal dönem çatışmalarının tekrarlanmasına vurgu yapar.
Genç Olmasına Rağmen Bir Ölüm Simgesi: Harold Harold, yirmili yaşlarında olmasına rağmen tam olarak olgunlaşamamış, kimlik arayışı devam etmekte olan, depresif belirtiler gösteren bir gençtir. Yüksek sosyoekomik düzeye sahip bir yaşantı sürmektedir. Babası hayatını kaybetmiştir, annesi ise Harold’a karşı oldukça ilgisiz ve soğuk davranarak ihmalkâr ebeveynlik stili göstermektedir. Özellikle duygusal olarak ihmal edilmiş olmasının Harold’ın…