Erkeklik Müzakereleri

Eagle’nin (2012) Sosyal Rol Teorisini kısa bir şekilde özetlemek istersek şunları söyleyebiliriz:
Soyut olarak kadın ve erkek hakkındaki genel inançlar, toplumsal cinsiyet rollerini oluşturur ve fiziksel cinsiyet farklılıkları nedeniyle sosyal rollere farklı şekilde ayrılma söz konusudur. Evrimsel yön ile ilişkilendirerek baktığımızda ayrılan rollerin temelinde kadınların üreme faaliyeti ve erkeklerin daha güçlü beden yapısı gelir. Bu durum belirli faaliyetlerin belirli bir cinsiyet tarafından daha verimli gerçekleştirileceği inancını doğurur. Kadınlar daha çok evsel rolleri doldurdukça bu rolün bir parçası haline gelirler. Erkekler de güç gerektiren rolleri işgal ettikçe bu erkek cinsiyet rolünün bir parçası haline gelir. Bu cinsiyet rolleri de insanların benlik kavramlarını yani kadın-erkek algılamalarını etkiler. Cinsiyet rolleri, toplumun sosyal yapısı tarafından genel olarak kabul gördüğünden kişiler rolden çok sapmaktan kaçınırlar. Role uygun davranış, onay ve etkileşim kazandırırken tam tersi durumda sosyal etkileşim bozulabilir (Örn. İşten çıkarılma).

Ancak bu teori homoseksüellik, LGBTİQ+ hareketi gibi oluşumların çeldirici etkisini açıklama konusunda yeterince etkili görünmüyor. Sosyal rolleri öğrenilen ve aynı şekilde tekrarlanan davranışlar oluşturuyorsa, sosyal etkileşimin bozulması olasılığına rağmen var olan diğer davranışları nasıl incelemeliyiz?
Sosyal Rol Kuramı doğrultusunda bu sorunun cevabını bilemiyorum ancak benim de lisans derslerimde öğrencisi olduğum Gezici-Yalçın ve Tanrıverdi’nin 2018 yılında yayınlanan makalelerinde, üniversite öğrencileri ile yaptıkları görüşmeleri birçok farklı yaklaşım doğrultusunda değerlendirmelerinin konuya farklı kuramlardan bakmak ve bu kuramları ortak noktada bütünleştirebilmek açısından bana önemli katkı sağladığını ifade etmeliyim. Bu nedenle, makalenin kısa özetini ekliyorum.

“Kavanozu Açan” Erkeklerle “Kafasını Kullanabilen” Kadınlar: Erkek Üniversite Öğrencilerinin Erkeklik Müzakereleri

Üniversite gençlerinin erkeklikle ilgili düşüncelerini anlayabilmek ve erkekler arasında erkekliğin nasıl ele alındığını inceleyebilmek amacıyla 18 lisans öğrencisi ile odak grup görüşmeleri şeklinde gerçekleştirilen çalışmada, geleneksel ve modern erkeklik değerlerinin karşılaştırılabilmesi açısından faydalı olabileceği düşünülerek odak gruplar tarih ve psikoloji bölümü öğrencilerinden seçilmiştir. Görüşmeler sonucunda elde edilenler, sosyal psikoloji, söylemsel psikoloji, kendini kategorileme kuramı, sosyal kimlik kuramı ve hegemonik erkeklik yaklaşımı doğrultusunda bir arada toplanıp değerlendirilerek ”erkekliğin ne olduğu”  ile ilgili görüşler bütünleyici bir çerçeveden yeniden incelenmiştir.

Kendini Kategorileme Kuramı, kendini bir grup üyesi olarak gören bireylerin diğer gruplarla gruplar arası karşılaştırmalar yapmasını ve bu karşılaştırma esnasında gruplar arası farklılıkları, grup içi farklılıklardan daha fazla algılamasını vurgular. Bu da öğrencilerin erkeklerle kadınlar arasındaki farkların abartılışına örnek niteliğindeki söylemlerinin açıklaması olabilir. Kadınların her zaman daha duygusal erkeklerin ise daha asi olması görüşü aslında gruplar arası farkları olduğundan daha çok algılamamızla ilişkilidir.

Sosyal kimlik, sosyal anlamda bireyin kendini sınıflayarak ait olduğu kategorinin gerektirdiği şekilde davranmaya çalışmasıyla oluşur; birey aynı zamanda iç gruba da uyum sağlamaya çalışır. Bunu erkekler için düşündüğümüzde, bir erkeğin nasıl olması gerektiği sosyal kimliğin baskısı altındadır. Sosyal inşa yaklaşımıyla bağlantı kurduğumuzda, erkekliğin sosyal inşası, taklit etme, model alma gibi sosyalleşme süreçleri esnasında gerçekleşir. Kadın ve erkek bu süreçten hem etkilenir hem de süreci etkiler. Öğrencilerin erkeklikle ilgili, Avrupa ve ülkemizi ya da ülkemizin kendi içinde bölgelerini kıyasladığı kısımlar bu konuyla ilişkilendirilir. Görüşme yapılan erkeklerin “Erkeklikten ne anlıyorsunuz?” sorusuna Türkiye’deki geleneksel kabul gören erkeklik aşamalarıyla (sünnet, askerlik, iş bulma gibi) karşılık vermesi de bu konu için örnek niteliğindedir.

Söylemsel psikoloji açısından baktığımız da ise, erkeklik belirli bir erkek türü değil, erkeklerin söylemsel pratikler doğrultusunda şekillenmesidir diyebiliriz çünkü belirli bağlamlarda belirli cinsiyetlere atfedilen davranışlar ortaya çıkıyor yani farklı bağlamlar farklı erkekliklerin ortaya çıkmasına sebep oluyor.  Bu durum hegemonik erkeklik yaklaşımındaki çoklu erkeklik görüşünü de destekliyor ancak cinsiyetler arasındaki hiyerarşiden etkilenen ve söylemsel olmayan pratiklerinde varlığı söylemsel psikolojinin de eleştirilmesine sebep oluyor. Böylece fark ediyoruz ki konuyu farklı açılardan inceleyen bu yaklaşımlar eleştirilen yanları da dahil olmak  üzere birbirlerini tamamlayıcı nitelik taşıyorlar.


Kaynakça

Eagly, A. H., & Wood, W. (2012). Social Role Theory. In P.A.M. Van Lange, A. W. Kruglanski, & E. T. Higgins (Eds.), Handbook of theories of social psychology (pp.458-476).

Gezici Yalçın, M., & Tanrıverdi, V. (2018). ‘’Kavanozu açan’’ erkeklerle ‘’kafasını kullanabilen’’ kadınlar: Erkek üniversite öğrencilerinin erkeklik müzakereleri, Masculinities: A journel of Identity and Culture, 9-10 (Double Issue), 129-167.

*Bu yazı Psikoloji Ağı editörleri tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir