Bir “Çok-Hisseden” Olmak

  • Fazla hassas olduğunuzu ve her şeyi duygusal anlamda büyüttüğünüzü düşünüyorsanız;
  • Bazen duygularınız nedeniyle yorgun düştüğünüz oluyorsa;
  • Duygularınızı yoğun olarak deneyimliyorsanız ve bunun, davranışlarınızla baş edememenize neden olduğunu hissediyorsanız;
  • O an tam da hissettiğiniz gibi davranıp sonrasında pişman oluyorsanız;
  • Duygularınız inişli çıkışlı ise ve bu sizi yoruyorsa; Bunlardan herhangi birine evet dediyseniz ‘çok-hisseden biri’ olma olasılığınız yüksek.

Herkesin duygularının çok fazla geldiği, baş edemeyecek gibi hissettiği, yorgun düştüğü zamanlar olabilir. Ancak yapılan araştırmalara göre bazı kişilerde duygular çok daha yoğun bir şekilde tecrübe edilebiliyor. Bu kişiler Patricia (2021) tarafından ‘Çok-hisseden’ olarak tanımlanmış. Bu kişiler duyguları çok fazla ve hızlı bir şekilde duyumsar. Duyguları genellikle en üst seviyede yaşarlar. Tıpkı bir düğmeye basılmış gibi harekete geçerler. Bu yoğun duygular hiç ara vermeden kişilerin davranışlarını yönetir.

Elbette duygularımız, her daim kontrol edilmesi, yok sayılması ya da olmaması gereken şeyler değildir. Tam tersine daha kontrollü ve dengeli bir şekilde tecrübe edebildiğimiz duygular işlevselliği önemli ölçüde etkiler. Duyguların akıl yürütmeyi nasıl destekleyeceğini ilk olarak tartışmaya açan nörologlardan biri olan Domasio, günlük hayata dair kararlar verebilmek için düşüncelerimizin yeterli olmadığını ve duygulara ihtiyacımız olduğunu vurgulamıştır. Korku, tehdit gibi duyguların ilk işlendiği yer olan Amigdala tehdit algıladığımız durumlara uygun tepki vermemizi özetle hayatta kalmamızı sağlar.

Peki duygular bu kadar işlevselken, nasıl oluyor da bazı insanlar ‘çok-hisseden‘ olarak olumsuz deneyimler yaşıyorlar? Bunun olası sebeplerini üç bölümde açıklayabiliriz.

1. Mizaç


İç ve dış dünyaya verdiğimiz bazı tepkilerin sebebi, buna genetik olarak daha yatkın olmamız olabilir. Doğuştan bizde var olan bu yatkınlıkları mizaç olarak açıklıyoruz.

2. Limbik Sistem


Duygusal işlemlemeyi gerçekleştiren bu sistem, içinde iki önemli yapı olan hipokampus ve amigdalayı barındırır. Amigdala, tehdit oluşturan durumlarda tehlike çanlarını çalar ve uygun reaksiyon geliştirmemiz için bizi uyarır. Hipokampus ise limbik sistemin hafızası gibidir ve bu durumun özelliklerini, ortamın koşullarını kaydeder. Böylelikle, karşılaştığımız durumlarda risk, tehdit algılandığında amigdala bizi uyarır. Nörolojik araştırmalar, çok hisseden insanların, fazla aktif bir amigdalalarının olduğunu ortaya koymuştur.

3. Öğrenme Geçmişi


Doğduğumuz andan itibaren, kimi zaman yaşayarak, kimi zaman görerek, dinleyerek; yani hem doğrudan hem dolaylı yollardan birçok bilgi, deneyim ediniriz. Bu deneyimlerden bazıları da duyguları ifade etmemizin, ihtiyaçlarımızı karşılamanın bir yoludur. Örneğin; küçük yaşlardan itibaren biri bize kızdığında ya da küstüğünde bizden uzaklaştıysa, biz de kırıldığımızda bunu karşımızdakine ifade etmek yerine ondan uzaklaşmayı seçmemiz olasıdır.

Çok-Hissedenin Günlük Hayatından Bir Örnek:
Durum: Partnerinin onu 30 dakika bekletmesi
Duygusal Mekanizma: Öfke
Düşünce: Beni bu kadar bekletebildiğine göre onun için değerli değilim.
Dürtü: Ona kendisini değersiz hissettirdiğini söylemek.
Davranış: Bağırarak ‘Beni unuttun ve geç kaldığın için bahane buluyorsun. Değer versen böyle olmazdı!’

Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi duygular, eylemlerimizi tetikler. Duygusal olarak bunalmış hissettiğimizde, bir adım geri atıp eylemlerimizin sonucuna odaklanabildiğimizde, duyguları da yanımıza alıp değerlerimiz yönünde uygun davranışı seçebiliriz. Bunu nasıl yapacağımızı ve değer kavramını bir sonraki yazımızda Kabul ve Kararlılık Terapisi perspektifinden inceleyeceğiz.

Kaynakça
Zurita Ona, P.E. (2021). Duygusal savrulmalardan kurtulmak: “Çok-Hissedenler için kabul ve kararlılık terapisi. İstanbul: Timaş Yayınları.

*Bu yazı Psikoloji Ağı editörlerinden Yasemin Aksöz tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

Bir yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir