Bir Arayışın İki Yönü: Nietzsche ve Jung’da Üstün İnsan ve Bireysellik

Friedrich Nietzsche ve Carl Jung gibi önemli filozof ve psikologlar, insanın sıradanlıktan kurtulup daha yüksek bir varlık haline gelmesi için birçok tartışmalı fikir ortaya koymuşlardır. En önemli fikirlerden biri de ‘’üstün insan’’ kavramıdır (Nietzsche, 1883). Bu yazıda, Nietzsche ve Jung’un daha iyi insan ve bireysellik kavramlarını ele alarak bu düşüncelerinin insan doğası, sosyal yapı ve kişisel gelişim hakkındaki yorumlarını ve tartışmalarını inceleyeceğiz (Nietzsche, 1888).

Nietzsche’nin “Üstün İnsan (Übermensch)” kavramı, felsefesinin önemli bir parçasıdır. Nietzsche, insanın kendini aşma ve daha yüksek bir varoluş biçimi olarak ‘üstün’ olma potansiyeline sahip olduğuna inanıyordu. Nietzsche, aşkın insanı kendisi ve hayatı hakkında farkındalık yaratan, sorgulayan ve düşüncelerinden kurtaran bir varlık olarak görür. Nietzsche’ye göre insan, insanüstü olma potansiyeline sahip olsa da bunu başarabilmesi için önce kendisini ve dünyayı doğru görmesi gerekir. Nietzsche’nin ‘gerçekliğin acımasızlığı’ dediği şey budur. Nietzsche, insanın gerçekliğe karşı kayıtsızlığının onu zayıflattığına ve insanüstü olma şansını engellediğine inanıyordu. Üstün insan, aynı zamanda Nietzsche’nin ahlakının bir parçasıdır. Nietzsche’ye göre geleneksel ahlak, insanları sınırlayan ve zayıflatan bir sistemdir. Üstün insan ise kendi ahlakını yaratan ve kendini sınırlamayan bir varlık olarak görülür. Nietzsche, üstün insan terimini ilk olarak ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ adlı eserinde kullanmıştır. Bu eserinde Zerdüşt, kendini insanüstü bir varlık olarak görmekte ve insanın kendini aşma potansiyeline sahip olduğunu söylemektedir. Nietzsche’nin felsefesi, kendini aşan ve gerçekliğe açık bir zihinle bakan insanların insanüstü potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri fikrine dayanmaktadır. Nietzsche’ye göre, bu ‘süper insanlar’ varoluşun anlamını yaratmak için güçlü iradeye, yaratıcılığa, coşkuya ve enerjiye sahip olmalıdır. Ona göre bu tür insanlar, kendi ahlaki ve estetik değerlerini yaratırken, insanlığın daha yüksek bir seviyeye taşınmasına yardımcı olacaklardır.

Jung da Nietzsche gibi, üstün insan kavramına benzeyen “bireyselleşme (individuation)” kavramını geliştirmiştir. Bireyselleşme, kişinin eşsiz potansiyelinin farkına vararak tam bir insan olarak gelişme sürecidir. Jung, bireyselleşmenin sadece bireysel bir çaba olmadığını, aynı zamanda kolektif bilinçdışıyla (collective unconscious) da ilişkili olduğunu savunur (Jung, 1964). Bu nedenle bireyin bilinçdışını keşfetmek ve onunla bağını güçlendirmek bireyselleşme sürecinin önemli bir parçasıdır. Jung’ın bireyleşme süreciyle ilgili teorisi, insanın kendisini gerçekleştirmesi ve içindeki potansiyeli ortaya çıkarması için büyük bir önem taşır. Ancak bu süreçte, bazen insanlar kendilerini yitirerek başkalarına bağımlı hale gelebilirler. Bu durum, bireyselliklerini kaybettiklerini hissettirirken, sosyal hayata daha fazla katılım sağlarlar. Jung’ın bu felsefesi, insana derin bir duygu ve anlam katmaktadır. Bireysel yolculuklarındaki zorluklarla başa çıkmak için güçlü bir iradeye sahip olan insanlar, içlerindeki üstün nitelikleri açığa çıkararak kendilerini ve toplumu ileriye taşıyabilirler. Bu yolculuk çetrefilli bir süreçtir ve insana benliğini arama ve keşfetme fırsatı verir. Bireyselliğin keşfi, toplumun gelişimi için önemli bir adımdır ve bu süreçte insan, içsel bir dönüşüm yaşayarak kendisine ve topluma faydalı olacak nitelikler kazanır.

Peki, bu üstün insan kavramının insanları mutsuzluğa, yetersizliğe ve hayal kırıklığına yol açabilecek bir beklenti olduğunu söyleyebilir miyiz? Üstün insan veya ideal birey olabilmek birçok faktöre bağlıdır ve bu faktörler kişiden kişiye göre değişir. Bu nedenle, tamamen mümkün veya imkânsız demek zordur. Dengeyi bulmak, hayatta pozitif ve negatif yönleri birlikte ele almakla mümkündür. Nietzsche’nin de dediği gibi ‘‘Kendine yol gösteren ışığın parlaklığını görmek için önce karanlığı görmek gerekir.” (Nietzsche, 1883).

Kaynakça

  • Nietzsche, F. (1883). Böyle Buyurdu Zerdüşt. İletişim Yayınları.
  • Nietzsche, F. (1888). Bir Tutkunun İzinde. İletişim Yayınları.
  • Jung, C. (1964). İnsan ve Sembolleri. İkinci Adam Yayınları.

*Bu yazı Psikoloji Ağı editörlerinden Yasemin Aksöz tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

Bir yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir