Bibliyoterapi: Kelimelerin İyilik Hali

Kitaplar genellikle ilkokul 1. Sınıfta hayatımıza giriveriyor. Hatta şanslıysak bazılarımız 3-4 yaşlarında ebeveynlerimizin bizlere okuduğu resimli hikâye kitaplarıyla tanışıyoruz. Kim derdi ki kitaplar, hikayeler ya da romanlar bireyde psikolojik anlamda iyilik hali yaratır? Uzun süredir literatürde var olan ve uygulanmaya devam edilen bibliyoterapi ile bu mümkün. Peki bibliyoterapi nedir, ne işe yarar, eksileri ve artıları...

Kitaplar genellikle ilkokul 1. Sınıfta hayatımıza giriveriyor. Hatta şanslıysak bazılarımız 3-4 yaşlarında ebeveynlerimizin bizlere okuduğu resimli hikâye kitaplarıyla tanışıyoruz. Kim derdi ki kitaplar, hikayeler ya da romanlar bireyde psikolojik anlamda iyilik hali yaratır? Uzun süredir literatürde var olan ve uygulanmaya devam edilen bibliyoterapi ile bu mümkün. Peki bibliyoterapi nedir, ne işe yarar, eksileri ve artıları nelerdir? Gelin hep birlikte bu sorulara yanıt arayalım.


Bibliyoterapi kelimesi kökenini Yunancadan alır. “Biblio” kitap anlamını taşırken “therapia” kelimesi ile birleşerek “kitapla tedavi” halini almıştır. Terim olarak ise ilk olarak 1916 yılında Crothers tarafından kullanılmıştır (Goddard 2011 akt. Akgün ve Benli, 2019). Kitapların iyileştirici gücü olarak kullanılagelen bibliyoterapi, bireyin sorunlarını anlamlandırabilmesi, sorunları için yeni çözüm yolları keşfedebilmesi veya farkındalık kazanması noktasında kitaplardan yararlanması durumunu ifade etmektedir. Ya da ince elenmiş sık dokunmuş şekilde incelenen metinlerin, kişinin sorunlarını çözmesinde yarar sağlayarak terapötik amaçlar için kullanılabileceği bir psikoterapi yöntemi olarak da ifade edilebilir (Sturm, 2003 akt. Bekaroğlu).


Geçmişin tozlu raflarına baktığımızda bu yöntemin M.Ö 2000 yılına kadar dayandığını görüyoruz. Yunan tarihini araştıran Siculus’a göre II. Ramses’in yaptırdığı kütüphanenin girişinde “İnsan ruhunun iyileştiği yer” yazmaktadır. Kitapların o dönemdeki topluluklar için de oldukça önemli olduğunu görmekteyiz. Biraz daha günümüze yaklaştığımızda ise Sigmund Freud ile anılan psikanaliz yönteminin temellerinde de edebiyat ürünlerinin etkisini fark ediyoruz. Kendisi edebiyat alanına ilgi duyduğunu, Antik Yunan ve Shakespeare’den esinlendiğini dile getirmiştir.

Kimlere Uygulanabilir?


Bu konuda yapılan çalışmalar da oldukça ilginç. Marrs’ın 1995 yılında yaptığı bir meta analiz çalışmasına göre, bibliyoterapi girişken olamama, kaygı bozuklukları ve cinsel işlev bozuklukları gibi belirli psikolojik rahatsızlıklarda etkili bulunmuşken; kilo kontrolü, dürtü kontrol bozuklukları ve ders çalışma sorunu gibi alanlarda yardımcı bir teknik olarak belirtilmemiştir. Bunun yanı sıra çocuk ve ergenlerde, içinde bulundukları psiko-sosyal gelişim dönemine uygun olarak ihtiyaçlarını anlayabilme ve kendilerini tanıyabilme amacıyla da bibliyoterapiden yararlanılabilmektedir (Öner, 2007 akt. Bekaroğlu, 2019). Ayrıca bibliyoterapinin depresyon, alkol, kayıp ve yas gibi konularda da olumlu etkileri olduğu gözlemlenmiştir.

Yetişkinlere uygulanabildiği gibi okul öncesi dönemdeki çocuklara da uygulanabilen bibliyoterapi ile küçük yaşlarda kendilerini ifade etme konusunda zorluk yaşayabilen çocukların okudukları kitaplardaki karakterle özdeşim kurması sağlanabilir. Karakterle kendini özdeşleştiren çocuk, duygularını da bu sayede karşı tarafa aktarabilecektir. Bibliyoterapinin çocuk ve ergenlerin kişisel ve toplumsal uyumunu, olumlu benlik algısını geliştirmede ve özgüveni desteklemede etkili sonuçlar verdiği belirlenmiştir (Myers 2012, McCulliss ve Chamberlain 2013 akt. Akgün ve Benli, 2019).

Nasıl Uygulanır?


Bibliyoterapi uygulanmadan önce psikoterapist ya da klinik psikolog danışanın ihtiyaçlarını ve sorunlu noktaları tespit etmelidir. Ardından yine bu alanlara yönelik iyileştirici gücü olabileceğine inandığı bir roman ya da bir öykü seçmelidir. Psikolog çalışmalarına başlamadan evvel yine iyileştirici gücüne inandığı ve danışanının ihtiyacını karşılayabilecek romanların ya da öykülerin listesini hazırlayabilir. Bu sayede görüşmeci terapiye başlamadan ya da danışana öneri yapmadan önce daha hazırlıklı bir durumda olur. Meslek hayatında ilerledikçe de bu liste değişkenliğe uğrayabilir ve zaman içerisinde danışanlarının problemlerine uygun eserler önerebilir. Bu noktada kitap seçimi oldukça kritiktir. Danışanın problemine yakın ya da benzer olan ve danışanın tepkisini ölçebilecek bir eser ya da okuma metni seçilmesi oldukça önemlidir. Bir diğer önemli nokta ise eserin danışanın eğitim düzeyine, yaşına ve algılama düzeyine uygun olmasıdır. Kişinin kavrama gücünün oldukça üstünde ya da altında yer alan eser paylaşımı, kişinin problemini çözmede yardımcı olmayacağı gibi kitap okuma eyleminden de uzaklaştırabilir.


Kitap türleri de bibliyoterapinin uygulanmasında önem arz etmekte. Günlük hayattan kesitlerin yer aldığı gerçeğe yakın ya da tarihi romanlar danışanın kitaptaki karakterler ile daha kolay özdeşim kurmasını sağlar. Korku, trajedi, fantastik kategorisinde yer alan romanlar kişiyi gerçeklikten koparabileceği için bibliyoterapide de tercih edilmemektedir (Sturm, 2003 akt. Bekaroğlu, 2019).

İlgini çekebilir:  Psikoterapide Sanal Gerçeklik


Ve tüm yapılması gerekenleri yerine getirdiniz, danışanınızla okumasını istediğiniz romanı ya da öyküyü paylaştınız! Bundan sonrası danışanınızda. Danışan seçmiş olduğunuz kitabı tek başına ve yaptığınız görüşmelerin dışında okumalıdır. Bu sayede onun için seçmiş olduğunuz roman/öykü ile baş başa kalır ve okudukları üzerine kendi başına düşünme şansını elde eder. Danışanın üzerine düşen okuma görevini tamamlamasının ardından gelen görüşmenizde, danışanın okudukları üzerine düşüncelerini, kendisinde uyandırdığı duyguları paylaşmasını isteyin. Farklı bir alternatif olarak danışan kitabı okuduğu esnada kitabın kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri bir kâğıda not edebilir ve görüşme sürecinde paylaşabilir.

Bibliyoterapi ile İyileşme Süreci


Danışan için bibliyoterapi desteğiyle iyileşme süreci bazı adımlardan oluşur. Bunlar: Özdeşim kurma, katarsis ve iç görü.


1) Özdeşim Kurma: Bazen karşılaştığımız ya da yeni tanıştığımız insanlarla aramızda birtakım benzerlikler bulmak isteriz. Bu adımda da danışan okuduğu eserdeki karakteri tanır ve karakterin sorunları ile kendi sorunları arasındaki benzerlikleri gözlemler. Bu özdeşimi gerçekleştirdikten sonra duygu ve düşüncelerini psikoloğuyla paylaşır.

2) Katarsis: Sigmund Freud’un sıkça kullandığı kavramlardan biri olan katarsis burada da karşımıza çıkmaktadır. Bir önceki aşamada eserdeki karakterle özdeşim kuran danışan; burada duygularını açık bir şekilde ifade eder ve olumsuz duygulardan arınarak katarsis yaşar. Bu noktada psikolog doğru ve yerinde yönlendirmelerle danışanın duygularını fark etmesini sağlar. Psikolog, terapi esnasında kullandığı sokratik yöntem ile danışanın kendi başına anlamlandıramadığı, bastırdığı ya da tanımlayamadığı duygularını fark eder ve danışanın da deneyimlemesine olanak tanır.

3) İç görü Kazanma: İşte son aşama. Bu adımda danışanın iç görü kazanması ve bu sayede kendi içindeki gücü fark ederek karşılaştığı olumsuz durumlarla başa çıkma becerileri geliştirmesi beklenmektedir. Danışan okuduğu eserde yer alan karakter ile özdeşim kurar, sorunlarını fark eder ve karakterin bunlarla nasıl başa çıktığını da inceler. İnceleme sonucunda kendi hayatında uygulayabileceği şekilde yeni baş etme yolları keşfeder. Bu keşif, danışanda duygusal anlamda bir rahatlama sağlar.

Tüm bunlar sonucunda psikoloğun seçmiş olduğu kitapla buluşturulmuş olan danışan, okuduğu eserde görmüş olduğu benzerlikleri inceleyerek, kendisi ve çevresiyle bağlantılar kurarak bir takım farkındalıklar edinir ve bu edinim sayesinde öğrendiklerini yaratıcı bir şekilde hayatına uyarlayabilir. Tekrar etmekte yarar var ki bibliyoterapi tekniğini kullanan klinik psikolog ya da psikoterapistler danışana okuması için vereceği kitabı muhakkak incelemeli; danışana uygunluğuna dikkat etmelidir. Kitabı seçtiği esnada bu kitabı “hangi amaçlar” doğrultusunda seçtiğini de sorgulamalıdır.


Eksiler ve Artılar


Edebiyat hayatımıza birçok yönden sızmış ve disiplinler arası çalışmalar yapabileceğimiz bir alan. Psikoloji ve edebiyatın güzel bir sentezi haline gelen bibliyoterapi sayesinde danışanın okuma alışkanlığı pekişir; edebiyata olan ilgisi de artabilir.
Aynı zamanda bu teknik, danışanın kitaplardaki karakterler aracılığıyla insanın karmaşıklığını biraz daha iyi anlayabilmesine olanak tanımaktadır.
Her durumun mutlaka sınırlılıkları olduğundan bibliyoterapi tekniğinde de bazı sınırlılıklar mevcut. Danışan okuduğu eserde yer alan karakterlerle benzerliklerine karşı savunma mekanizmalarından biri olan inkâr mekanizması aracılığıyla reddedici bir tutum takınabilir. Ya da psikologdan kaynaklanan birtakım sorunlar olabilir. Psikoloğun danışana vermiş olduğu kitaba hâkim olmaması ya da danışanın seviyesine uygun olmayan (basit ya da karmaşık) eser seçilmiş olması da bibliyoterapi tekniğinin kullanımında sıkıntılara yol açmaktadır.


Kitaplar çoğu zaman odamızın bir köşesinde, baş ucumuzda ya da çantamızın içerisinde yer alan vazgeçilmez parçalardır. Bu vazgeçilmez parçaların bireyin psikolojik iyilik haline de yardımcı olduğunu bibliyoterapi tekniğini öğrenerek görmüş olduk. Hayatta bildiklerimiz bir damla, bilmediklerimiz ise bir okyanus. Kitapların iyileştirici gücünde buluşmak dileğiyle…

Kaynakça
Bekaroğlu, E. (2019). Kitapların psikoterapide bir aracı olarak kullanımı: vaka örneği ile bibliyoterapi uygulaması, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 7 (94): 250-258.


Akgün, E., Benli, G. (2019). Okul öncesi dönem çocuklarla bibliyoterapi: bir uygulama örneği, Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 1 (11): 100-111.

*Bu yazı Psikoloji Ağı ekibinden Ezgi Büşra Akgöz tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.


İstanbul Esenyurt Üniversitesi Psikoloji Bölümü Yüksek Onur Öğrencisi Mezunu. Gelişime ve geliştirmeye açık biri.

Bir yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir